Artık hiçbir şeye tam olarak inanamıyorum.
Çünkü doğrular, sahibine göre şekil değiştiren
esnek nesnelere dönüştü.
Herkes haklı,
ama kimse kendine karşı dürüst değil.
İnsanlar birbirlerini anlamak için değil,
cevap vermek için dinliyor.
Kalabalıklar içinde fikirler değil,
egolar çarpışıyor.
Bir ekran ışığı kadar yakın olduk birbirimize,
ama hiç bu kadar uzak olmamıştık.
Parmaklarımız dünyaya değiyor,
ruhlarımız hiçbir yere.
Yaşam ise garip bir düzenek:
Sabah uyan,
bir anlam arıyormuş gibi davran,
akşam yorul,
sonra ertesi gün aynı boşluğu yeniden üret.
Bazen düşünüyorum;
isteksizlik bir kusur mu,
yoksa saçmalığı fark eden zihnin doğal sonucu mu?
Belki de sorun yaşamakta değil.
Sorun,
herkesin oynadığı oyuna inanıyormuş gibi yapmakta.
Çünkü çağımızda insan,
kendini kaybetmiyor artık;
kendinden sürekli yeni sürümler üretiyor.
Her gün başka bir yüz,
başka bir profil,
başka bir hikâye.