Meşhur sözdür: “Allah’a giden yollar mahlûkatın nefesi adedincedir.” Bu söz her yaratılmışın kendince Cenâb-ı Mevlâ ile irtibatını dile getirmekle beraber, aynı zamanda var oluşun her anının, her nefesin bir imkân olduğunu da hatırlatır.
Dıştan bakıldığında müminler olarak ortak bir akidenin, aynı anlam ve değer sisteminin mensuplarıyız. Zikrimiz, ibadetimiz, niyet ve hedefimiz aynı. Fakat her birimizin kendi içsel tecrübesi, yolculuğu farklı. Mesela kimimizde ilâhî muhabbet ve cezbe hali ağır basarken kimimizde akıbet endişesi ve gözyaşı galebe çalar. Kimimiz sorular ormanında yol bulmaya çalışırken kimimiz soruların ve cevapların hükmünü yitirdiği bir ferahlıkta yürürüz.
Bu Rabb’e dönüş yolculuğunda her birimiz böyle kendi hikâyemizi yaşarken bir de yolun pîrlerinin açtığı izler çıkar önümüze. Bunlardan birini takip etmek hem zâhir hayatımızda hem de iç dünyamızda işleri kolaylaştırır. Çünkü çağlar boyunca hedefe varan nice ulu zâtlar bu izlerde yürümüştür. Bu yolculukta neler yaşanmıştır, şu dönemeçten sonra karşımıza ne çıkacaktır, hepsini işaretlemişlerdir. Dahası, tertemiz niyetlerinin ve amellerinin bir mükâfatı olarak onlara yolcuların iç dünyalarını tashih etme tasarrufu bahşedilmiştir. Bilenler bilir.
Bugünün kişiyi nefsiyle ve şeytanlarıyla baş başa bırakan dünyasında, kibri kenara iterek böyle bir kervana katılmak eskilerin deyimiyle “kibrît-i ahmerdir.” Yani bulunmaz bir nimet. Elbette arayan bulacaktır, belki bulmuştur; biz “en kestirme yol” olarak tarif edilen Nakşibendiyye yoluna dikkatinizi çekmek istedik. Bu yolun ayırt edici özelliklerini, bu özelliklerde saklı rahmet ve bereketi anlatılmaya çalışılmış... Vesselam...