Ülkü UYANIK

Schopenhauer’a göre, çok soğuk bir kış gününde bir araya gelen yalnız kirpiler ciddi bir ikilem ile karşı karşıya kalacaklardır: ya birbirilerinden uzak durarak tek başlarına soğuktan ölecek ya da birbirilerini ısıtmaya çalışırken Birbirilerine dikenlerini batırarak canlarını acıtacaklardır. Kirpiler önce donmamak için birbirlerine bir hayli yaklaşırlar, yaklaştıkları anda dikenlerinin farkına varır ve ayrılırlar. Pek çok bir araya gelme ve dağılma döngüsünden sonra Nihayet kirpiler birbirlerine ne fazla uzak ne de fazla yakın olmanın hem soğuğa hem de karşındaki kirpinin dikenlerine karşı korunmada en iyi yol olacağını keşfederler. Ama bu “mükemmel” mesafenin hem öğrenilmesi hem de muhafaza edilmesi zordur.İkili ilişkilerin bütün problemi bu. “Mükemmel mesafe” eksikliği. İnsan insanın kara sularına girdikten sonra daha fazlasını ister. Daha çoğunu. Daha fazlasını. Ama insanın da dikeni vardır. Yaklaştıkça batar. Girdikçe boğar. Uzaklaşmak zaten dondurucuİlişkilerin huzursuzluğu burda tezahür eder. Uzaklaştıkça donma, yaklaştıkça can yakma acıtma. Mükemmel mesafeyi yakalayanlar zaten mutlu. Yakalayamayanarın içinde lirik bir sessizlik.
Reklam
Hikayenin sonunda; hiç suçu yokken Hamlet tarafından suçlanıp, acıdan ölen Ophelia kadar suçsuz da olabilirsin. Ne yazık ki bu, ölmüş olduğun gerçeğini asla değiştirmeyecek. Nitekim nedensellik bazen hiçbir şeye yaramaz. Bazen sadece, ölmüş olduğun gerçeği ile başbaşa kalırsın.Sadece ölürsün... Nedenler ve niçinler sen öldükten sonra hangi gerekçeye malzeme yapılsa da nereye aksesuar olarak dizilse de sen bir yokluk denizindesindir artık. Neden öldüğünün anlamı da hikeyen de kalmamıştır artık.
Zor günlerin hepsi geçiyor da geriye kalanlar hep buruk oluyor. Elini neye atsan kıracakmışsın gibi geliyor. Birçok şey seni kolayca deviremiyor ama ne zaman bir şeye sevinsen, mutlu olsan, hep buruk hissediyorsun. İnsanın o an geçmişine dönüp, ağlayan haline sarılası geliyor.
Değiştiremeyeceğim şeylere kanalize olmayı bıraktım, geçmiş de eskisi kadar umurumda değil, eh insan ilişkilerinden de soğumadım değil, gelecek endişem dahi eskisi kadar yok; ben bugünü düşünüyorum, kendime ne katabilirim diye kafa yoruyorum ve enerjimi bizzat ruhuma harcıyorum.
“Hayatında kimseyi o kadar çok istemiyorsun ki, kendin bile fazlalıkmışsın gibi geliyor. Bir işin ucundan tutsan hemen bıkıyorsun, bir şehre gitsen bunalıyorsun, açsın ama yiyemeden doyuyorsun. Sonu yok, soğuyorsun işte her şeyden. Mevsim soğuğu değil ki bu bir hırkayla geçsin.
Reklam