Hidayet ergören

Hidayet ergören
@Hidayet_kp
13 okur puanı
Mart 2025 tarihinde katıldı
Bu gönle özlemi veren de Sensin, özlenen duygusunu koyan da. İnsan nasıl hesap versin, kendisine emanet edilen sevgiden? Ruhuma bir nefha üflendiği günden beri içimde tarif edemediğim bir hasret taşıyorum. Ne zaman bir güzelliğe meyletsem, ne zaman bir sevgiye tutunsam, aslında o hasretin izini sürüyorum. Habîbullah dedin, Halîlullah dedin; sevgiyi kullarına öğreten de Sendin. Öyleyse gönlün sevmesi suç değil, yaratılışının sırrıdır. Belki de insanın bütün arayışı, kendisine emanet edilen o nefhanın hatırasıdır. Çünkü insan bazen bir yüze bakar da yüzü değil, o yüzde parlayan manayı sever. Bir sesi duyar da sesi değil, onda yankılanan tanıdıklığı özler. Bir kalbe meyleder de aslında kalbi değil, kalpleri evirip çevirenin izini sürer. Bu yüzden bazı özlemler kavuşmakla dinmez. Bazı boşluklar dünyaya sığmaz. İnsan ne kadar severse sevsin, içinde hep tamamlanmamış bir yer kalır. Belki de o yer, fânî olanla dolmak için değil; ezelden gelen bir çağrıyı taşımak içindir. Ve belki bütün sevdalar, tek bir Sevgi'nin yeryüzüne düşen gölgeleridir.
Reklam
Alev Alatlı hocamızdan aldığımız "her yasal hak helal değildir" ilkesiyle şunları söylemek istiyorum : Bir milletvekili, Meclis lokantasında üç çeşit yemeği 50 liraya yerken, bir işçi aynı parayla evine sadece iki ekmek götürebilir. Fiyat yasaldır. Ama o yemek, halkın boş sofrasından çalınmıştır. Helal değildir. Bir milletvekili, gençlerin hayallerinden söz ederken kürsüde, gençler diplomalarıyla markette reyon dizer. Konuşma yasaldır. Ama o cümle, bir ömrün hevesini kırmıştır. Helal değildir. Bir belediye, zam üstüne zam yaparken temel ihtiyaçlara, yönetim yasal süreçlere uygun işler. Ama o zam, halkın alın terinden, emeklinin tenceresinden kesilmiştir. Helal değildir. Bir şehit annesi, oğlunun mezarı başında dua ederken, aynı mecliste terör uzantıları bütçe alır, alkışlanır. Oylama yasaldır. Ama o alkış, bir mezar taşını titretmiştir. Helal değildir. Meclis’te oturan bazıları, belki kamu sınavına girseler, KPSS’den asgari puanı dahi alamazlar. Ama bugün milyonların geleceğini belirlerler. Yetki yasaldır.
Bir gülü sevdim , Bir yalnızlıği Mona Roza bir kalbin duvarına çarpıp geri dönen sessiz bir çığlığı. Aşkı karşısındakine değil, kendi içine söyleyen bir adamın fısıltısı. Ve o fısıltı, içini yakan bir yangın gibi hiç kimseye değmeden, hiç kimseye dokunmadan yanmaya devam ediyor. Şair hiç "seni seviyorum" demiyor. Çünkü aşkı söylemek değil onun derdi. Onun derdi, sevmenin kendi içindeki yankısı. Sevdiği kişiye ulaşmak gibi bir arzusu bile yok. Ona doğru yürümüyor, daha çok içeri çekiliyor. Çünkü bazen en büyük aşk, hiç söylenmeyen oluyor. Bu şiirde umut yok. Bekleyiş yok. Bir “bir gün belki” bile yok. Çünkü bu bir hayal kırıklığı değil, hayal kurulamamış bir şeyin ağıdı. Daha hiç başlamadan bitmiş bir duygunun ağırlığı. “Bugün bende bir hal var…” İnsan bazen ne olduğunu bilemediği bir şey hisseder ya… İçinde ağır bir şey vardır ama adı yoktur. İşte o hal bu. Aşka dönüşememiş bir his. Kendi kendine büyümüş,
Size bu toprakların sessiz çığlığı olmuş bir adamdan bahsedeceğim: Ali Ulvi Kurucu. Ne sadece bir hafız, ne sadece bir şair... O, susturulmuş bir neslin yüreğiydi. Kur’an’ın yasaklandığı, ezanın susturulduğu yıllarda yaşadı. İnancını yaşamak “suç”, öğretmek “tehlike” sayılıyordu. Ve o susturulmayı değil, hicreti seçti… Medine’ye gitti. Ama arkasında sadece bir vatan değil, Bir yürek bıraktı… Hatıralarında şöyle yazdı: "Kalsaydım ya susturulacak, ya zindanda çürüyecektim." Ali Ulvi’yi anlamak bir adamı değil, Bir devrin bastırılmış inancını anlamaktır. Ve şimdi… Bir ses yankılanıyor hatıralarından: “Biz sustuk, çünkü konuşursak vatan ağlayacaktı.” Ama unutma: Hicret edenler gitti diye değil, Susturulanlar kaldı diye karardı bu memleketin göğü.