''Zamanın bu kadar hızlı akıp geçmesinden korkmalı mıyız?'' dedim kendimi tutamayarak.
Bakışlarını bana çevirdi. ''Zamanını buna değecek şekilde harcıyorsan korkmanın ne manası ne?''
''Bataklığa saplanmanın, oradan kurtulamamanın ve sevdiklerinin seni o bataklıktan çıkarmaya çalışırken onları da kendinle beraber çıkmaza sürüklediğine inanmanın verdiği o suçluluk hissinin nasıl bir şey olduğunu biliyorum.''
''Pekala,'' dedi. Sağımda, tam ocağın önünde duruyordu. ''Patatesleri tavaya atabilirsin.''
Kızartma tavasına masallardan fırlamış kötü bir cadıymış gibi endişeyle baktım. ''Ben mi yapacağım bunu?''
''Yok,'' dedi. ''Jandarmayı çağırayım, birlikte yaparız.''
Biz, bir körünün iki ucunda dans eden iki ruhtan ibarettik. Aşağısı karanlık, sisli ve yok edici bir uçurumdu. Birimizin kurtuluşu, diğerinin o uçurumda yok olması demekti.