"Kıtlık insanları bulacak, kuraklık, susuzluk herkesi ele geçirecek çünkü hoyrat ve bencilsiniz. Kendinizi üstün görüyorsunuz, bir elmayı dalından koparırken ona minnet etmekten âcizsiniz."
"Birbirinizden uzaklaşıyorsunuz, sevgiyi, yardımlaşmayı, ihtiyaç duymayı unutuyorsunuz , herkes sadece kendini düşünen mutsuz insanlar haline geliyor, uyuşturucu ya da haplarla deva arıyorsunuz. Kendi kendinizi yok ediyorsunuz, doğayı mahvedip hayvanlara işkence ediyorsunuz, çocuklarınızı koruyamıyorsunuz, kadınları hor görüyorsunuz. Taçtan ve tahttan mı bahsedeceksin? Hepiniz dört duvarın içinde o aygıtların, telefonlarınızın içinde kendinizi kanıtlayıp durma çabasında değil misiniz? Herkesten nefret edip aynı zamanda herkes tarafindan sevilmek ve yüceltilmek istemiyor musunuz?" Demir sertliğinde, kendinden emir bir tavırla bana kafa tutarken sözlerindeki haklılığı göz ardı edemedim. "Öyle bile olsa," dedim. "Buna nasıl müdahale edilebilir?" "Doğa intikamını alır, yaradılışın belli bir döngüsü vardır ve bununla oynayamazsın. İnsanların eline güç verdiğin zaman ona seni yok etme firsatı da vermiş oluyorsun..."