Çocukluğumuzun özgürlüğüne selam ederdik.
Misketlerin milliyeti yoktu. Toprağımız, Allah'ımız, korkumuz, sevgimiz aynıydı ve biz ergenliğe dek ne kadar hürdük. Kafamızda hiçbir demirden pençe yokken hayat ne hafif, Ne güzeldi.
Kış, kamçı gibi yüzümüze vuran bir rüzgârla gelirdi şehrimize. Sabah ayazı ellerimizi çatlatır, okul çıkışı kömür kokusunun bastığı sokaklarda birbirimizle yarışarak koşardık. Buz gibi sokaktan sıcak eve, mutfaktaki büyük sobaya ulaşmanın mutluluğu içinde ellerimizi ovuşturarak ısınmaya çalışır, annemin bizi doyurmasını beklerdik. Annem önce sobanın üzerindeki ibriği elini yakmamak için kalın bezlerle tutarak indirir, sonra da küçük bakır sahanı koyardı yerine. O ibrik kış boyu sobanın üzerinde fokurdar, içindeki kaynar su annemin bulaşığına, bizim banyomuza, babamın çayına yetişirdi.