MUTLAK BUTLAN
Dün kimsenin ne olduğunu bilmediği, bugün ise herkesin konuştuğu bir ifade dolaşıyor gündemde:
“Mutlak Butlan…”
Kimi bunu bir siyasi söylem sanıyor, kimi bir operasyon, kimi ise sıradan bir propaganda dili…
Oysa bazı kavramlar vardır ki; onları yalnız bugünün siyasi tartışmalarıyla anlamaya çalışmak yetersiz kalır. Çünkü o kavramlar, bir milletin binlerce yıllık hafızasının, reflekslerinin ve devlet geleneğinin içinden doğar.
Türk milleti, tarih boyunca yalnızca savaşan bir topluluk olmamıştır. Aynı zamanda devlet kuran, düzen inşa eden, töre oluşturan ve gerektiğinde o töre uğruna en ağır bedelleri ödeyen bir millettir.
Göç etmişiz…
Savaşmışız…
Yurt kaybetmişiz…
Yurt edinmişiz…
İslam ile şereflenmiş, adalet anlayışını üç kıtaya taşımış; gerektiğinde devleti yaşatmak adına en ağır kararları almak zorunda kalmış bir medeniyetin çocukları olmuşuz.
Bu tarih yalnız zaferlerden ibaret değildir. İçinde ihanetler, parçalanmalar, kuşatmalar ve nice siyasi hesaplar da vardır.
Belki de bu yüzden Türk devlet geleneğinde “devletin bekası” kavramı sıradan bir siyasi slogan değildir. Çok daha derin, çok daha tarihsel bir hafızadır.
Bugün bazı çevrelerin anlamakta zorlandığı mesele de tam olarak budur.
Cumhuriyet’i kuran irade, yalnızca bir yönetim sistemi kurmadı. Aynı zamanda Anadolu’da yeniden ayağa kalkmış bir devlet refleksi oluşturdu. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet; emperyal hesaplara karşı verilmiş büyük bir devlet dirilişidir.
Şimdi düşünmek gerekir:
Bu devlet, kendi içinden çıkan fakat zamanla başka odakların etkisine giren yapılara karşı refleks geliştirmeyecek miydi?
“Vatansever” görüntüsü altında, milletin hassasiyetlerini kullanarak devletin temel yönünü değiştirmeye çalışan yapılara karşı bir siyasi akıl oluşmayacak mıydı?
İşte belki de “Mutlak Butlan”