Düşünce, giderek duygudan ayrıldı, insanların tüm insanlığın üzerinde dolaşan atom bombası savaşı tehdidini hoşgörüyle karşıladığı gerçeği, çağdaş insanın akıl sağlığının sorgulanması gereken bir noktaya geldiğini gösterir.
İlköğretimden yükseköğretime, eğitim zirve yaptı. İnsanlar daha fazla eğitim aldıkları halde, daha az akıl yürütüyor, daha az muhakeme ediyor ve daha az fikir üretiyorlar.
Özgürlükten ve demokrasiden söz ederiz ama sayıları gittikçe artan insanlar özgürlüğün getireceği sorumluluktan korkup, besili robotun kölesi olmayı seçiyorlar; demokrasiye hiç inançları yok, kararları siyasi uzmanlara bırakmaktan mutlular.
Sonuçta, ortalama bir insan kendini güvensiz, yalnız, bunalımlı hisseder ve bolluk içinde mutsuzluk çeker. Onun için hayatın anlamı yoktur; hayatın anlamının sadece bir "tüketici" olmaktan ibaret olamayacağının belli belirsiz farkındadır. Eğer sistem ona, hayatta değerli olan her şeyi giderek daha çok kaybettiğini unutmasını sağlayan, televizyondan sakinleştiricilere kadar uzanan sayısız kaçış yolları sunmasaydı, hayatın anlamsızlığına dayanamazdı.
"Özel mülkiyet, bizi öylesine aptallaştırıp, güçsüzleştirdi ki, nesneler ancak onlara sahipsek, yani, eğer bizim sermayemiz olarak varlarsa, bizim mallarımızlarsa, yani bizim tarafımızdan kullanılıyorlarsa bizim oluyorlar. Tüm servetimize rağmen yoksuluz çünkü çok şeyimiz var ama biz küçüğüz."