İçinde bulunduğumuz gerçekliğin kaynağı her zaman düşüncelerimizin sebep olduğu enerjide yer alır. Bu enerji korkularımızdan ya da geçmişe duyduğumuz saplantılı özlemden güç alıyor olabilir. Rezonans Kanunu'na göre umutlarımızı, endişelerimizi de hayatımıza çeken bu düşüncelerdir.
Bizi çevreleyen her şeyden ayrı olduğumuza, başımıza gelenler karşısında güçsüz olduğumuza, kurban konumunda olduğumuzu, her şeyin tesadüf olduğuna, hayatın karmakarışık ve kaotik olaylardan oluştuğuna, dünyada haksızlığın hüküm sürdüğüne, hastalıklar konusunda hiçbir etkiye sahip olmadığımıza, hayatta hiçbir şeye hakkımızın olmadığına, talihe ve talihsizliğin körlemesine gerçekleştiğine, vücudumuzun bizden bağımsız olduğuna, kendi yaratıcılığımızın üstünde hiçbir etkimizin bulunmadığına ne kadar inanırsak o kadar endişelerle dolu bir hayat yaratmış oluruz.
Aslında doğruyu söylemek gerekirse, sadece hiçbir şey bilmediğimizi biliyoruz. Gerçeğin çok büyük bir kısmı bize yasaklanmış. Ancak bu kısım var olmaya devam ediyor ve algımızın ötesindeki bu gerçeklik, biz nasıl olduğunu anlamasak da bizi etkiliyor.
Söylenmemiş sevgilerde
Açılmamış şarapların tadı var
Geceler senden önceydi
Şafağı gördüm sende
Tutkulu duyguların yansıyan ışığıydı
Parlayan gözlerinde
Yasaklar davet gibi çağırdı olmazlara
Her zaman hep sana yöneldi duygularım
Aklımın dur dediği yerlerde duramadım
Yasaklar davet gibi çağırdı olmazlara
Çıkmazlar sokağında hep seni
sabahladım
Olmazı olur sandım
Yoruldu umutlarım
Tutku, duygularımın yansıyan ışığıdır
Parlayan göz/lerimde...