Ne yazık ki, maalesef ki güneş bu sabah sahip olduğu yeteneklerin hiçbirini kullanamayan, kendi başının çaresine bakıp kendini mutlu edemeyen, üstündeki ölü toprağının farkında olsa da bir türlü silkelenemeyen bir adamın üstüne doğmuştu.
"Peki ya o adam senin için özel mi? Sana benzeyen bir adam neden özel olsun ki? Senin sevilecek tarafın yok ki; üstelik bunu da gayet iyi biliyorsun. Ah kahrolası şey seni! Nasıl da değiştin! Neler kaçırdığını ve nasıl bir çöküş yaşadığını gösteriyor diye bir adam sevilir mi hiç? Onun yerinde olduğunu bir düşün; o mavi gözler sana aynı şekilde bakacak, o telaşlı yüz sana yine şefkat gösterecek miydi? Haydi ama, çıkar şu dilinin altındaki baklayı! O heriften nefret ediyorsun."
+artık dünyanın bu düzenine ait olduğunuzu hissediyor musunuz?
- zaman ve mekân konusunda aklım karmakarışık ama en azından bunu hissedecek kadar kendime geldim.
+ Benim en büyük arzum ise bu düzene ait olduğumu unutabilmek. Ne ben bu dünyaya göreyim( güzel bir şarap dışında) ne de dünya bana göre.
Zaten bir arabaya koşulmuş bir at kadar yorgun, afyon ruhu kadar uykuluyum; her yerim bu kadar ağrımasa bu beden bana mı ait onu bile fark edemeyeceğim; cebim de bundan daha iyi bir durumda değil.