Mustafa Kemal de, birçok 19. yüzyıl düşünür gibi bilime bir ahlaki değer atfetmiş ve "tabiat yasalarını Cumhuriyetin temel felsefesi haline getirme" düşüncesinden dolayı, dinin yerini uygar bir din ya da "civil religion"ın almasını istemiştir.
Batıdan gelen her fikir gibi, demokrasi bizde halka ‘amentü’ halinde ezberletildi. Tenkit ve münakaşa edilmedi. Bügünümüze uygunluğunun şartları üzerinde düşünülmedi. Hukuk ve ahlak yönünden tahlili yapılmadı... Bu yüzden, Rousseau’nun tabiriyle 'ilahlar rejiminin' (demokrasi) bir hayli kahrını çekmeye mahkûm olduk.
[Nurettin Topçu]