Bazı kitaplar okunur ve biter. Bazıları ise insanın içinde kalır, sessizce yerleşir. Bahçıvan ve Ölüm benim için ikinci türden bir kitap oldu.
Uzun süredir roman okumayan, okuduğu romanlardan da kolay kolay etkilenmeyen biriydim. Kurmaca metinlerde anlatılan duyguları kendi hayatımda anlamlandırmakta zorlandığım çok olmuştur. Ama bu kitapta anlatılan duygu, kayıp, sessizlik ve vedanın o ağır ama tanıdık dili içime hiç beklemediğim kadar dokundu.
Kitap ilerledikçe bir hikâye okumaktan çok bir vedanın içinde yürüyormuş gibi hissettim. Ölümün etrafında dolaşan o sade ama derin anlatım, insanın içindeki eksilen yerleri görünür kılıyor. Belki de bu yüzden metinle arama mesafe koyamadım. Okudukça sadece anlamadım; hissettim.
Teknik olarak bakıldığında ise kitabın en güçlü tarafının dili olduğunu düşünüyorum. Abartıya kaçmayan, yer yer susarak anlatan, boşlukları okura bırakan bir anlatımı var. Yazarın özellikle sade ama yoğun bir dil kurması, metni ağırlaştırmadan derinleştiriyor. Olaydan çok duyguya yaslanan bir kurgu tercih edilmiş olması da kitabın etkisini artırıyor. Bu tercih, metni hızlı ilerleyen bir roman olmaktan çıkarıp okurun iç dünyasında yavaş yavaş yer açan bir anlatıya dönüştürüyor.
Bazı cümleler vardır, insanın kendi hayatına aitmiş gibi gelir. Bu kitapta o cümlelere sık sık rastladım. Bu yüzden Bahçıvan ve Ölüm benim için sadece okuduğum bir roman değil, içimde yer eden bir eşlikçi gibi kaldı.Sanırım uzun süre de öyle kalacak. Benim için hep özel bir kitap olarak.