Geçen sene bir velim, "ah hocam evladım olmasa, Allah'tan korkmasam basar boğazına öldürürüm ama candır ne yapayım peşine düşüyorum ki etrafa zararı olmasın" demişti de öyle kötü olmuştum ki ne diyeceğimi bilememiştim. İnsan dünyaya bir evladı getirir, bu kadar zahmetine katlanır, bakar, besler, büyütür de onu öldürmeyi nasıl düşünür? Bunu anlamak, anlatmak için Mary Shelley olmaya gerek yok hepimizin içinde ortaya çıkardığı, emek verdiği bazı şeyleri umduğumuz gibi olmadığı için bozmak duygusu hatta ortadan kaldırma fikri vardır.
Frankenstein, korku içerikli bilimkurgu diye bilinir hatta bunun üzerine filmler, diziler, karakterler oluşturulmuştur. Ben okurken alt metindeki psikolojik ögelere odaklandım sanırım.
Şimdi hikayenin en başına gidelim.
Victor Frankenstein'in evlatlık alınan kardeşi Elizabeth, çocukken bir hastalık geçirir. O, hastalığı atlatır ama hastalık annelerine bulaşır ve anne ölür. Victor'un çocukluktan getirdiği bir insanları iyi etme, DERMAN OLMA duygusu vardır. Bunun için doktorluk mesleğini seçmiştir. Sadece bununla yetinmez insan anatomisi, kimya, elektrik, makineler gibi çeşitli alanlarla da ilgilenir. Niyeti insanlara iyilik etmek, CAN VERMEK olarak başlayan süreç Tanrılık oynamaya gider. Kadavralardan parçaları birleştirip her yeri dikişlerle dolu bir insan yapar. Parçalar birleştirilir de mesele ona can vermektedir. İşte burada bilimkurgu devreye girer ve ad verilmeyen bir canavar kadar çirkin olan o varlık canlanır. Çok büyük, güçlü ve KORKUNÇ... Tanrı yaratmamıştır onu, kusurludur ve bir yandan da tam bir Tabula Rasa, iyiliksiz-kötülüksüz yani bir bebek. Korkunç dev gibi bir bebek. Siz hiç kolsuz bacaksız veya organlarının yeri olması gerektiği gibi olmayan bir bebeğin ebeveynleriyle EMPATİ yaptınız mı? Öyle işte.
Burada da KAÇIŞ