Doğada her şeyin bir ruhu olduğuna, kendi dillerince konuşabildiklerine inanırım. Bir gün acaba bu asansörün dili olsa bana neler anlatırdı diye düşünmüştüm. Azeri asıllı İranlı öğretmen Samed Behrengi de şeftalinin dili olsa diye düşünüp alegorik bir eser yazmış. Aslında eski edebi türlerde özellikle Arap, Fars, Hint, Türk çokça kullanılan bir yöntem. Mesela Divan edebiyatı tamamen alegori üzerine kurulmuş. Aradaki fark divan edebiyatında aşk, ayrılık, özlem gibi konular ele alınırken Samed Behrengi eşitlik, hak, özgürlük, adalet konularını temel alarak alegorik eserler yazmıştır. Tıpkı Küçük Kara Balık'ta olduğu gibi. Zaten ölümü de bu sebepten olsa gerek fail-i meçhul olarak kalmış.
Karakterlerimizin adları benim okuduğum yayında (DK yayınları) Sahip Ali ve Polat ama faklı yayınlarda Ali ile Mehmet, Ahmet ile Mehmet şeklinde geçiyor sanıyorum. Çünkü yorumlarda ve videolarda öyle okudum, dinledim. Neden böyle bir kargaşa var bunu merak ettim açıkcası.
Konusu genel olarak çok fakir bu iki çocuğun şeftali çekirdeğinden bir ağaç büyütmelerini, bu ağaç için gübre olsun diye yılan öldürmelerini ve yılan sokması sebebiyle birinin ölmesini okuyoruz kitapta. Diğeri de bu acıya dayanamayıp şehre gidiyor. Bahçıvanın eline kalan şeftali ağacı da meyve vermeyi bırakıyor.
"Emek vermeyene çiçek vermeyin."
Çocuk edebiyatı üzerine uzun uzun çalışmış ve pek çok okumalar yapmış bir yazardır Feyza Kartopu. Okurken bu çıkarım yapılabiliyor zaten çünkü hiçbir bilgiyi küt diye vermiyor. Harmanlıyor, yoğuruyor, sindire sindire öğretiyor okuyucuya. Bu kitapta hayallere sahip çıkmanın, birlik olmanın, umudu kaybetmemenin öneminden dersler çıkarıyorsunuz. Başlangıçtaki karakter tanıtımı, çizimler, arkadaki bitkiler sözlüğü ve çay demleme tarifleri de harika olmuş. Öğretmenlerimizin 4,5 ve 6. sınıflara rahatlıkla okutabileceği bir kitap Bal Kabağı ile Dünya Seyahati. Eleştirel bağlamda ise şu yorumu yapabilirim: Michael Ende'nin Momo kitabı (duman adamlar) ve Harry Potter-2 Sırlar Odası (adamotu sahnesinden) esintiler hissettim.
Teşekkürler Mine, Taner, Ozan, Lokman, Çay Tadımcısı ve Hayalet Haslet. Umudunuza sağlık
... Böylece içlerini henüz neyle dolduracaklarini bilmedikleri evlere taşındılar.Evler genişti. Eşyalarsa az. Daha çok eşya almak için daha fazla çalışmak zorunda kaldılar. Çok çalışmak yorgunluk getirdi. İnsanın üzerine binen yükler neşesini alıp götürür ya köylülerin neşesi de böyle söndü bir bir.