Artık yukarıda sözü geçen "Bana seslen, seni kurtarırım," sözcüklerini öncekinden daha farklı bir anlamda yorumlamaya başlamıştım, çünkü o zaman adına kurtuluş denen şeyden tek anladığım, içinde bulunduğum tutsaklıktan kurtulmaktı, çünkü bu yerde özgür olmama karşın ada benim için açıkça ve dünyadakı en kötü anlamıyla bır hapishaneydı. Ancak artık bunu başka türlü ele almayı öğreniyordum: Şimdi geçmış yaşamıma öyle bir dehşetle bakıvordum ve günahlarım gözüme o kadar iğrenç gözüküyordu ki ruhum Tanrıdan, bütün huzurumu kaçıran suçluluk yükünden kurtulmak dışında bir şey istemiyordu. Münzevi yaşamıma gelince, bu hiçbir şey değildi. Bundan kurtulmak için o kadar çok dua etmediğim gibi üzerinde de fazla düşünmüyordum. Ötekiyle kıyaslandığında hiç kalıyordu. Okurlara olayların gerçek anlamını kavradıklarında günahtan kurtulmanın, endişeden kurtulmaktan daha büyük bir nimet olduğunu göstermek için bu bölumü buraya ekledim.