Öylesine biçimsiz, öylesine başkayım ki herkesten,
Yanından topallayarak geçtiğim köpekler havlıyor bana.
Flütlerin çalındığı bu uyuşuk barış zamanında
Eğlendirecek ne var beni?
Gözlerinin güzelliğini yazabilsem bile,
Sayabilsem tek tek her gördüğümü sende,
"Yalan söylüyor," diyecek gelecek kuşaklar yine,
"Böylesi göksel izler olamaz dünyasal bir yüzde."
Çok konuşup az söyleyen ihtiyarlar gibi küçümsenir,
İşte böyle, ne varsa yılların soldurduğu sayfalarda;
Hakettiğin övgülere, "Şairin coşkusu," denir geçilir,
"Oluyormuş demek böyle abartmalar eski şarkılarda."
Oysa bir çocuğun yaşıyor olsa o gün geldiğinde,
İki kere yaşardın sen de; hem onda, hem şiirimde.
Zaman geçiyor, diyen saatin vuruşlarını saydıkça,
Güzelim günün korkunç geceye gömülüşünü gördükçe,
Diri günleri geride kalmış menekşeye baktıkça,
Simsiyah bukleleri gümüş rengi aklar örttükçe;
Geçmişte, sıcak vurmasın diye sürülere kanat germiş,
Ulu ağaçlar şimdi öyle yapraktan yoksun durdukça;
Yazın yemyeşil ekini demet demet bağlanıp dizilmiş,
Ağarmış püskül sakallarıyla, arabalara kondukça;
Senin güzelliğin gelir ister istemez aklıma.