Vittorio De Sica'nın Umberto D. filminde yaşlı adamın para dilenmeye çalıştığı sahne, sadece bir yoksulluk anı değildir; bu sahne, insanın onurla yaşam mücadelesi verdiği, fakat toplum tarafından görülmediği bir anın sinemadaki en sade ama en yıkıcı temsilidir.
De Sica burada ne melodram yapar, ne izleyicinin acımasına oynar. Kamera sadece izler — sessiz, tarafsız, merhametsiz bir göz gibi. Çünkü yönetmen bilir ki gerçek acı, bağırarak değil, sessizce yaşanır.
Umberto'nun elini uzatıp geri çektiği o kısa an, bir insanın içinden geçen ahlaki savaşın, onur kırıklığının ve insan olma direncinin sembolüdür.
Yönetmen, yoksulluğu estetik bir tema değil, insan ruhunun sınavı olarak işler.
Bu sahneyle birlikte De Sica, bize şu gerçeği hatırlatır:
"Bir insanın en sessiz hareketi bile, bazen bir çığlıktan daha gürdür." Umberto D. bütünüyle bir yalnızlık, unutulmuşluk ve insanlık sınavı filmidir.
Savaş sonrası İtalya'nın beton binaları arasında sıkışmış bir yaşlı adamın öyküsü, aslında her dönemin insanına ayna tutar.
Film, insanın yaşamak için sadece ekmeğe değil, görülmeye, sevilmeye, var sayılmaya da muhtaç olduğunu anlatır.
Umberto D. ne sisteme uyar, ne sisteme sığar; o sadece onuruyla var kalmaya çalışan bir kalıntıdır.
Ve belki bu yüzden film, zamanın ötesine geçip bugüne kadar gelir: çünkü herkes, bir noktada, biraz Umberto'dur.