İnsanları tutarlı, istikrarlı, sapasağlam kimseler olarak hayal etmek isteriz. Kim olduklarını tanımlarız, onları bir sayfaya kazıyacak tarifler yaratırız ve onları beğenilerine, marifetlerine, inançlarına göre gruplara ayırırız. Sonra da bazılarının -hatta çoğunun- sırf onlar kendi tanımlarına bağlı kalırken biz kendimizinkine bir türlü cuk oturmuyoruz diye bizden üstün olduklarım farz ederiz.
İşin aslı şudur ki insanlar da zaman kadar akışkandır. Tuhaf şekilli bir sürahiye koyulan su misali içine düştüğümüz durumlara uyum sağlarız ,köşe bucak her yere akmamız biraz zaman alsa bile. Uyum sağladığımızdan dolayı da bazen içinde kalmamız söylenen kabın ne kadar eğri büğrü, konforsuz veyahut düpedüz yanlış olduğunu fark etmeyiz.
Bu şekilde bir süre yaşayıp gidebiliriz. Birbirinden acayip kıyısına köşesine rağmen sürahiye uyuyormuşuz gibi davranabiliriz. Fakat bunu ne kadar uzun bir süre yaparsak durum o kadar kötüye gider. Bizi o kadar yıpratır. O kadar yorgun düşürür. Hiçbir eylemde bulunmasak bile. Çünkü öyle bir şekli korumak dünya kadar çaba gerektirebilir. Hele hele doğal görünmek istiyorsak.
Çünkü "yaşam” kavramı bir insan üretişidir. Onu biz tanımlarız. Doğa bizim tanımlarımızı umursamaz; o her şeyi kimyasal bir süreç olarak görür. Bir karbon, hidrojen ve oksijen kümesinin günün birinde yerde değil de bir kanepede oturmaya karar vermesi azıcık bile ilgisini çekmez.
Dolayısıyla bir şey ancak biz yaşadığına karar verirsek yaşar.
Anılar genellikle eski hâlimizle tek bağlantımızdır. Onlar birer fosil, kendimizin ölü versiyonlarından kalma kemiklerdir. Zihinlerimiz yalnızca tecrübenin zirvelerine ve vadilerine ilgi duyan aç bir seyirci kitlesidir. Yavan anılar erozyona uğrarken geride tekrar tekrar hatırlanan belirgin kesitler kalır.
İster sancılı ister tutkulu, ister ulvi ister haşmetli olsunlar, o küçük taşları geri dönüştürülmüş vekaleten yaşamın daima yatıştırıcı dokunuşuyla cilalarız. Öyle yaparken de -çamurdan bir puta tapan paganlar misali- anılarımızı mevcut yaşantımız hakkında hükümler veren tanrılara çeviririz.
Şahsen ben buna bayılırım. Anılar bizi insan yapan şeyin kalbi olmasa bile hayati bir organıdır. Mamafih güya daha güzel günlerle kıyaslandığında şimdiki zamanın saadetinin kaybolmasına izin vermemek için özen göstermeliyiz. Evet, şu an mutluyuz ama o zamanlar daha çok mu mutluyduk? Göz yumarsak anılar şimdiki zamana gölge düşürür, Zira hiçbir şey geçmişimizin katmerli efsaneleriyle aşık atamaz.
İnsanoğlu ne zaman bir sevinç ânı keşfetse dünyaya güzellik girer, Biz insanlar maddeyi yaratamaz, onu sadece şekillendirebiliriz. Yaşam bile yaratamayız; elimizden ancak onu yeşertmek gelir.Fakat ışık yaratabiliriz. Ve ışık yaratmanın yöntemlerinden biri de budur. Hayatta bir amaç keşfetmenin coşkusu.