Ayağa kalktığımda dişlerim takırdıyor, bacaklarım tutmuyor, titreyen ellerim giysilerimi nerede bulacaklarını bilemiyordu. Attığım ilk adımda küfesi ağzına kadar dolu bir hamal gibi sendelesem de zindancının peşinden gittim.
Zihnimin ondan kaçmak istediği bin bir kılığa girip bana söylenen her söze korkunç bir nakarat gibi karışıyor, benimle birlikte zindanımın iğrenç parmaklıklarına yapışıyor, uyanıkken yakamı bırakmıyor, çırpınışlarla dolu uykumda beni gözleyip rüyalarıma bir bıçak şekline giriyor.
Bu kez gardiyanın demir ayakkabılarıyla attığı ağır adımlar, anahtar destesinin şıngırtısı, sürgülerin boğuk gıcırtısı beni uyandırmaya yetmemiş, uykudan uyanmam için güçlü eliyle koluma yapışıp kalın sesiyle kulağıma:
-- Hadi kalksanıza! demesi gerekmişti.