Jas jass

Gece, ölüm alacakaranlık onun her gün tekrarlanan can çekişmesi
Alacakaranlıkta, en masum ve henüz hayatın eşiğinde olan varlıklar bile ölümden korkar. Hayvanlar yuvalarına çekilir, bitkiler durgunlaşır, insanlar ise mumları yakar ve ateşin çevresinde toplanırlar. Eğer gece, ölüme benzeyen bir hal ise, alacakaranlık onun her gün tekrarlanan can çekişmesidir.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Sanki varoluşuyla dünyanın kusursuz dengesini bozuyordu. Kendini dünyanın yüzünde çıkmış bir sivilce, sağlıklı dokunun üzerindeki kanserli bir ur gibi hissediyordu. Dünyada fazladan yalnızca bir kişi vardı. İşte onu felç eden his tam da buydu.
Burling'e göre Tanrı'nın, insanlarla başka bir biçimde ilişki kurması mümkün değildi. Ancak doğa yasaları aracılığı olabilirdi bu temas. Tanrı kendi koyduğu yasalara aykırı biçimde tecelli etseydi,, bu, kendi varlığına ters düşmek olurdu.
Aklın savunucusu olan biri olarak, ruhunun derinliklerinde akıl dışının masalın ve batıl inancın kaynağından Su İçmeye ihtiyaç duyuyordu.
Her insan, içinde farklı kişiliklerin tohumlarını taşır; bunlar, başka başka insanlara ait, henüz filizlenmemiş potansiyel çekirdekler gibidir. İnsan yaşamı, sadece içlerinden birini geliştirir ve o, baskın kişilik haline gelir. Ancak diğerleri de hala içimizde varlıklarını sürdürür. Olgunlaşmamış, eksik, henüz tam biçim kazanmamış olsalar da yine de oldukça somut ve gerçektirler. Baskın kişilik, herhangi bir nedenle zayıfladığında, içimizdeki diğer kişilikler seslerini duyurmaya başlar. Delilik, kötü güçlerin eline düşme durumu, içsel parçalanmışlık işte buradan kaynaklanır. Aynı şekilde, aşk da buradan doğar, çünkü bazen, hayatımızda rastlantısal olarak karşılaştığımız insanlar, şaşırtıcı biçimde bize benzer; içimizde taşıdığımız o tohumlara akraba olan kişilerdir. Bu insanları tanımak ve onları kendi yörüngemize çekme arzusu, işte aşk denilen şeyin ta kendisidir.