Değirmende ağartmamaya çalıştığım saçlarım, bana hayatla ilgili iki şey öğretti. Bunlardan birincisi "insan" denilen canlı türünün sonsuz ihtiraslarla bezenmiş ve olgunluk evrimini tamamlayamamış hastalıklı bir yaratık olduğu. İkincisi, insan toplulukları arasındaki her saldırının mutlaka başka bir saldırı ile dengelendiği gerçeği.
Hastalıkların, ölümün, kazaların ve savaşların yolumuzu gözlediği şu dünyada, yaşadığımız süreyi hem kendimiz hem de başkaları için değerli ve anlamlı kılmak...
İşte sanat bunun için gerekli.
İnsan toplulukları sadece yazılı yasalarla değil, milyonlarca küçük ilişkinin, geleneğin ve kültürün oluşturduğu bir ağla bağlıdır. Bu bağ ortadan kalktığı zaman toplumun uygar bir biçimde yaşamasını sağlayan damarlar kopar.