"Vatan yani ben... Maksat sadece, o yüce, şanlı liderin hacamat boynuzu bastırıp milletin kanını nasıl çektiğini tebliğ etmektir. Zorunlu eğitimden maksat halkı okuryazar yapmak değil, sadece halkın ona, yani Hekimbaşipur'a yapılan övgüleri gazetelerde okuyabilmeleri, gazetelerin diliyle düşünüp konuşmalarıdır. Farsçanın asıl örnekleri olan yerel diller unutulsun. Bunu ne Araplar ne Moğollar başarabildi. Ne Haşayarşa'nın ne de Meşti? Hasan'ın dilinde olan sonradan yapma sözcükler onlara dayatılsın mı? Uydurma, hepsi uydurma! Kendi kutsal menfaatini vatanın kutsal menfaati gibi gösteriyor. O nereden gelmiş ki, vatanın menfaatlerini benden daha iyi bilecek kadar yetkisi var mı?
Bütün bu âlimleri, faziletli insanları o yetiştirdiği için hepsini çok iyi tanıyordu. Avrupa görmüş yenilikçiler ve eskiler, hepsi aslında aynı kumaştanmış gibi birbirine benziyordu, sadece unvanları farklıydı. Daha önceleri Necef'e gidip "hüccetülislam" oluyorlardı, şim-di ise Avrupa'ya gidip "doktor" unvanıyla dönüyorlardı. Hepsinin işi gücü halkı kandırmaktı, akılları fikirleri mideleriyle bel altındaydı. Varsa yoksa hepsinin derdi üç katlı ev, araba ve yurtdışı göreviydi.
Gazete, araba, uçak ve demiryolu bu çağın belaları. Özellikle de araba. Kornasıyla, tozu toprağıyla, şoförü ve muavinin ruh haliyle en uzak köylere bile giriyor. Yeni fi- kirlerin, saçma sapan zevklerin ve ahmakça taklitlerin girmediği delik yok!"