Acının saati, dibe vurmanın zamanı veya yalnızlığın belirli bir süresi yoktur. Ansızın kanayan yarana yapılan baskı seni bedeninden koparır götürür.
Ne olduğunu anlamadan, çözmekten korktuğun o konu ayağına kene gibi yapışır da seni bırakmaz. Kaçtığın gerçeği bir kez daha yüzüne vurulur, bir defa daha sorgularsın ne yaptığını.
Neden böyle olduğunu, nerede hata yaptığını, nasıl bu durumda hala yaşadığını anlamazsın ve anlatamazsın kendine.
Yorgunluğun dibe vurmuş bin acıdan ibaret, sessiz çığlıkların müziğin sesine ayak uydurcasına ritim tutuyor sanki.
Neden böyle oldu?
Nasıl bu duruma gelebildim?
Ne yapmalıyım?
Bu acı, bu acıların tümü nasıl geçecek?
Ben kimim?
Neden buradayım?
Diye diye kendini hayatının sonuna kadar sorgular
vaziyette heba edersin işte böyle. Biliyorum, sende farkındasın. İçten içe biliyorsun mesela neden böyle düşüp kalkamadığını.
Ama konduramıyorsun işte.
Kendini satıp elinde boşluğun olduğu o kıyımsızlık varya, işte onun canı cehenneme!
İçindeki duyguların, hislerin ve davranışlarının hepsinin canı cehenneme!
Onlar' yüzünden bu durumdasın..