"Burada... kafa dağıtacak hiçbir şey yok," diye homurdandı. "Bir erkeğin gidip de dağıtabileceği hiçbir yer yok. Bu ülke sonu gelmez bir oturma odası ve çocuk odasından ibaret."
... hem kim bilebilirdi ki uzun süredir unutulmuş olan hangi muğlak ve adsız hissin bizim gelişimizle bu annelerden bazılarının kalbinde kıpırdandığını?
Her ilişkide "can alıcı nokta" elbette cinsel çekimdir. Onun ardından iki ayrı mizacın izin verdiği ölçüde peyderpey bir yoldaşlık gelişir. Evlilikten sonraysa, iki yol vardır: Ya yavaş yavaş büyüyen, temellenen bir dostluk, yani ilişkilerin en derini, en sevgi dolu, en tatlısı, sürekli yenilenen aşk ateşiyle sımsıcak, parıl parıl halde kurulur ya da bu süreç tersine çevrilir, aşk ateşi söner, dostluk gelişmez, bütün ilişkinin güzelliği kül olur gider.
Annelik özellikleri bütün kültürlerine damga vurmuş olan bu kadınlar "kadınsılık" adını verdiğimiz konuda inanılmaz eksikti. Bu beni "kadın albenisi" diye adlandırmaktan hoşlandığımız özelliklerin aslında hiç de kadınsı olmadığına, bilakis erkekliğin yansımasından ibaret olduğuna çarçabuk ikna etti; bunlar tam da kadınların bizi memnun etmek zorunda kaldıkları için geliştirdikleri özelliklerdi ve kendi büyük hedeflerini yerine getirmeleri noktasında asli bir yere kesinlikle sahip değildi.
Neden "bir kadının saçtan tacına" hayranlık duyarız da Çinli erkeklerin atkuyruğuna hayranlık duymayız; bunu, uzun saçın kadına "ait" bir şey olduğuna fazlasıyla ikna olmamız dışında bir nedenle açıklamak zor.