Cezadan kurtulabilmek için bu günahları saklayabilecek kadar "büyük" bahçelerin içine kurulmus, şehirden, kalın ve yüksek duvarlarla ayrılmış konaklarda, köşklerde, yalılarda yaşamak gerekiyordu; hayatı boyunca günahın da cezanın da "küçük" bahçeli küçük evlerde yaşayanlara ait olduğunu görmüştü...
Dağılmadan önce son sigaralarını içerken savaştan, vurmaktan. vurulmaktan kahkahalarla söz ettiler. vatan uğruna dövüşmenin lafından bile hoşlanıyorlar, bir an önce bir düşmanla karşılaşmak istiyorlardı; savaşmamak onurlarına dokunuyordu. Güneş doğarken türküler mırıldanarak dağıldılar.
Şeyh Efendi, kederin doğurganlığını da keşfediyordu; keder kendi kendini doğurarak gittikçe büyüyor, büyüdükçe de kendi kaynağından kopup uzaklaşıyordu
Ölüleriyle konuştuğu bütün o geceler ve günler boyunca Osman hep buna, insanların kaderlerinin değiştiği anı bilmemelerine takılmıştı. Hayat darbesini indiriyor, darbeyi yiyen ise darbenin indiğini epeyce sonra fark ediyordu, kaderin değiştiği anla kaderi değişen insanın bunu fark ettiği an arasında geçen zaman dilimi Osman'a, insan hayatının en trajik ve ürkütücü parçası olarak gözüküyordu.
Onlar oldukları yerde durmuşlar, zaman yanlarından akıp geçmişti; Osman bunu anlamıştı; sen durursan ve zaman yürürse ölüyordun, sen yürürsen ve zaman durursa deliriyordun; her değişim bir duruşla mümkündü, bütün keskin değişimler bir duruşla gerçekleşiyordu; hiçbir şey durmasa, hiçbir şey değişmeyecekti, her şey hep birlikte hiç durmadan ve hiö değişmeden akıp gidecekti.