Herhangi bir an değildir o an. İnsanların hayatlarının kırılma noktalarındandır. Yıllar geçse de yine ilk gün gibi hissedersin onu görünce. İçindeki ölü toprağı kalkar ona sarıldığında. İçindeki karanlık aydınlanır o ışık saçan gözlerine baktığında. Soğukta, karda veya yağmurda, bir anda bir şemsiye, bir sığınak gibi hissettirir sana. Hayatının tüm olumsuzluklarını, tüm şanssızlıklarını unutturur o an bitene kadar. Cennette bir hafta tatil yapmışsın gibi hissedersin. Çok hayal kurarsın belki ve bu da senin en büyük hatan olarak geri dönecektir sana. Evet, hayal kurmak herkesin zor anında kaçtığı veya kaçmak istediği kurtuluş yolu olarak düşünülebilir ama aslında hayalin güzelliği, gerçekler çarpana kadardır.
Bir anlığına çok özel ve iyi hissettiğin o an, geri kalan sıradan hayatına kıyasla hiç bitmesini istemediğin bir hayal gibi gelir. Ancak bu, geçmişteki anıların seni kandırarak gerçekleri aşmanı ve uçuruma doğru yönelmeni sağlamasıdır. Belki de insan bile isteye atlamak ister oradan, belki olur ümidiyle. Belki onunla bir kafede veya bir sahilde; günbatımında veya güneşin ilk ışıklarında; sıcak bir yaz gününde veya karlı bir kış gününde… Hayatının her anında onunla olmak ümidiyle yaşar insan. Ama anılar tüm olumsuzlukları silmiştir kafadan. Çok geçmeden gerçekler yetişir ve tüm o tozpembe yaşamı bir anda parçalar. O güzel cennet tatili bir anda bitmiş, eski sıradan hayatımıza dönmüşüzdür. Onun gözleri artık içimize ışık tutmaz,aksine içimizi eskitir. Ona dokunmak eskisi gibi ölü toprağını kaldırmasının aksine, bizi toprağın en dibine yolluyordur. Çok sevdiğin, belki de ömrünü adayabileceğin o kişi artık yoktur. Evet, karşında yine aynı büyüleyici güzellik, aynı duruş, aynı bakış, aynı düşünceler vardır; fakat artık karşındaki kişi bir yabancıdır. Sanki hafızası