İnsanın yaşama hakkı olduğu kadar ölme hakkı da olmalı. Sorarım Tanrı'ya: Direnç göstermemek suç mudur?
İnsanlığımı Yitirirken:
Doğmuş olduğum için beni affedin...
Diğer insanların acısının doğasını, seviyesini, hiçbir şeyi anlayamıyorum. Buna nasıl tahammül ediyorlar? Her günü pes etmeden, umutsuzluğa kapılmadan, intihar etmeden, hatta siyaset tartışmaya devam ederek nasıl anlatıyorlar? Bu kadar katı ve egoist olabilirler mi? Işlerin böyle olması gerektiğinden o kadar eminler ki kendilerinden bir kez bile şüphe duymuyorlar mı? Eğer öyleyse, sanırım katlanmak daha kolay olabilir. Merak ediyorum insanların böyle olup olmadığını bir onları mutlu eden şeyin bu olup olmadığını merak ediyorum. Bilmiyorum işte... Acaba geceleri rahat uyuyorlar mı?
Sabah dinç uyanıyorlar mı?
Nasıl rüyalar görüyorlar?
Yolda yürürken ne düşünüyorlar?
Düşündükçe daha anlayamaz hale geliyorum ve kendimi, yalnızca benim tamamen farklı olduğum şeklindeki korkunç, rahatsız edici düşüncenin saldırısına uğramış buluyorum. Insanlarla genelde konuşmam bile. Neyi nasıl söylemem gerektiğini de hiç bilmiyorum. Küçük olduğum yaşlarda bile insanlar arasında yaşayamayacağımdan şüphelenmeye başlamıştım. Ne başkaları ile tartışabilir ne de kendimi savunabilirdim. Görünürde sürekli gülümsüyor olsam da içeride çaresiz bir mücadele ile debeleniyordum, bir ipte yürüyordum, ter içindeydim, onları eğlendirdikçe felaket ihtimali her an yaklaşıyordu. Melankolimi ve öfkemi gizlemek için büyük çaba sarf ettim ve insan gibi davranma yeteneğime hiçbir şekilde güvenmediğim için korku endişelerimi toplayıp göğsümün derinliklerinde bir kutuya sakladım. Bana düşen, her zamankinden daha şiddetli Izdırap çekmek için bir pis, aşağılık suçu diğerinin üstüne koymak. Ölmek istiyorum. Ölmek zorundayım. Hayatın kendisi tüm