Arkadaşım, meslektaşım, bir cenazede avukat bir beyle buluşuyor. Avukat bey, cenaze namazından önce arkadaşıma
onunla görüşmedikleri sırada ne kadar servet edindiğini, nerede, hangi evleri aldığını, malikaneleri olduğunu uzun uzun anlatarak övünüyor. Cenazede böyle mülkiyet konuşulması arkadaşımın garibine gidiyor. Bir hafta sonra arkadaşıma bir telefon geliyor ve aynı camiide bu avukatın cenazesine gidiyor. İnsan adeta bir gölgeler aleminde yaşıyor, hiçbir şeye bel bağlamaya gelmiyor. Biz, Hz. İbrahim gibi sönmeyenin, batmayanın peşine düşmek mecburiyetindeyiz.
KS: Nesimi'yi hatırlayalım, "Gah çıkarım gökyüzüne seyrederim alemi/ Gah inerim yeryüzüne, seyreder alem beni" diyor.
sö: Bast halinde gökyüzünden alemi izliyor; kabz halinde de "Alem beni seyreder," diyor. Kulluk böyledir. Sinüs eğrisi gibi maksimuma çıkar, sonra minimuma iner, sonra tekrar çıkar.
Biz halifetullah, Allah'ın yeryüzündeki halifesi olarak kendimize bir zaman, bir mekan, bir iç dünya ayıracağız. Bunu yaparken aczimizin bilincinde, "Yarabbi bana huzurlu zamanlar, huzurlu mekanlar, huzurlu bir iç dünya, seninle iletişime geçebilecek bir dinginlik nasip eyle," diye dua edeceğiz. Ancak böyle yaparsak o lütfa mazhar olabiliriz.
Rodin'e soruyorlar, "Heykeli nasıl yapıyorsun?" o da, "Mermer kitlenin fazlalıklarını atıyorum," diyor. Yahya Kemal de öyle diyor: "Şiir darası alınmış sözdür."