Gülsüm

Gülsüm
@Kalbiniklimi
De ki: Benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, âlemlerin Rabbi olan Allah içindir. (En'Âm-162)
El-Hakem
Hâkimler hâkimi.. Hâkem, "hükmü verme yetkisini elinde tutan, son hükmü verecek olan" demektir. İlmiyle, hikmetiyle, adaleti ve kudretiyle bu âlemi tasarlayan Rabbülalemin her bir oluş için hükmünü verir ve icra eder.(kasas,28/70) Yüce Allah (c.c), kurduğu bu düzenin içinde irade ve karar yetkisine haiz tek bir varlık yaratmıştır: insan. İnsanın aldığı kararların ve attığı adımların bütün sorumluluğu kendine ait olmakla birlikte Allah (c.c) bu kararların ve yönelişlerin kendi katındaki hükmünü ve neticesini de ona önceden bildirmiştir. (En'âm, 6/14) Allah'a "Allah"' olarak inanan bir insann O'nun hüküm verme ve son sözü söyleme yetkisinden kuşkusu olmaz, Bir müminin asıl dikkat etmesi gereken husus Allah'ın hükmüne razı olup olmadığıdır. Onun hükümlerini içine sindiremeyen, koyduğu ilke ve kurallardan dolayı içi sıkılan, olmasını istediği sey olmayıp da Allah Teâlâ başka şeyi hükmettiğinde isyan eden birisi dönüp kendine bakmalı ve Allah'ın ne yapması ve nasıl hükmetmesi gerektiğine bu kadar karışacak yetkiyi nereden aldığını kendine sormalıdır. Allah'ın hükmetme yetkisinden ve verdiği hükümlerden rahatsız olanlar kendi nefislerine yükledikleri tanrı rolünü görmeli ve kendi hüküm ve isteklerinin doğruluğunu neye dayandırdıklarımı sorgulamaldırlar. Bir mü'minin asıl dikkat etmesi gereken husus Allah'ın hükmüne razı olup olmadığıdır. "Allah'ım! Ben senin aciz bir kulunum, seninkulun olan bir anne ve babanın evladıyım. Bütün varlığım senin elindedir. Benim için verdiğin hüküm daima geçerli, hakkımdaki kararın daima adaletlidir."(Müsned)
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
semi' ve basîr
Her şeyi gören ve işitene yakarış.. Allah'ım! Her şey senin bilgin dâhilindedir. Kimsenin duyamadığını duyar, her gözün göremediğini görürsün. Bir şeyin gizli ya da açık yapılmış olması bir düşüncenin fısıltyla ya da yüksek sesle söylenmesi, hatta dillendirilmeyip içten geçirilmesi senin için fark etmez. Karanlık ve aydınlık, yakınlık ve uzaklık, büyüklük ve küçüklük gibi bizim görüşümüze, duyuşumuza engel olan şeylerin hiçbiri senin için engel değildir. Gizli ile aşikar, konuşma ile sükût senin için birdir. Sen gecenin karanlığında, siyah bir tasın üstünde kımıldayan karıncayı, bir suya karışan siğer bir suyu görür ve bilirsin. Senin böyle olduğunu bilmek, utanılacak, saklanacak şeyler yapmadığım sürece bana huzur veriyor. Bu huzuru ancak ellerimi açıp boynumu büktüğümde Semi' ve Basîr isimlerine sığınacak kadar temiz yaşayabilmişsem duyarım. Bilirim ki bana yapılan ve olmasına engel olamadığım her şeyi sen görüyor, işitiyor, kaydediyorsun. Ama ne zaman ki ben de ișitilmesinden, görülmesinden rahatsız olunacak şeyler yaparım, işte o zaman senin Semi ve Basîr oluşun bana bir tehdit olur, korkarım. "Allah’ım! Ürpermeyen kalpten, kabul olunmayan duadan, doymayan nefisten ve fayda vermeyen bilgiden, özellikle bu dört şeyden sana sığınırım."(Tirmizi)
Muizz-Müzill
Allah(c.c) kimini azîz kılar, kimini zelil.. Muizz, "izzet kökünden türemiş aziz kılan" anlamında bir sıfattır. Allah'a nispet edildiğinde, "dilediği kimseyi yücelten, güçlü ve değerli kılan" demektir. Müzill ise izzet'in zıddı olan "zillet" kökünden türemiş olup "zelil ve perişan kılan" anlamındadır. Cehalet nedeniyle insan bazen izzeti yanlış yerlerde arar. Allah dışında çeşitli güçlere tapar, onların kendisine şeref bahşetmesini umar. Oysa izzet bizatihi Allah'a ait olduğu içindir ki saygınlık isteyenler insanların önünde edildiği çeşit çeşit mabutları gerçek Allah'a yükselmeli ve ancak O'nun önünde eğilmelidir. (Nisa/139)
Hâfid-Râfi'
Allah(c.c), hem alçaltır hem yükseltir. Hâfid, aşağıya indiren, alçaltan, değerini azaltan" anlamına gelir. Râfi' ise yükselten, değerini arttıran, izzetli ve şerefli kılan" demektir. Aşağı olanın peşine düşmek insanı alçaltırken, yüceliklere talip olmak yükseltir. Sufilere göre Allah(c.c) cehennemliklerin nefislerini kendisinden uzaklaştırmak suretiyle alçaltır. Bunlar Rablerinden ümidi kesmiş, nefislerinin isteklerine yenilmiş, tövbe etme ve Allah'a yönelme gücünü kaybetmişlerdir. Daima sıkıntı içinde olmalarına rağmen dua etme isteği duymazlar. Terk edilmişlikle cezalandırılmışlardır. Düşüren Allah'tır fakat sebebi insanın kendisidir. Allah'ın düşürdüğünü yine Allah'tan başkası kaldıramaz. Böyle bir akıbete düçar olan için dönüp Allah'a iltica etmekten başka kurtuluş yolu yoktur. Allah Teâlâ dostlarının kalplerini kendisine yakın kılarak yükseltir. Bu kişinin kalbi ümit, ferahlık ve ilahi neşe ile dolar. Onlar bu istikametten ayrılmadıkça Allah da bu nimeti kendilerinden almaz.
Kâbıd-Bâsıt
Darlık da O'ndan, bolluk da.. Rabbimizin bu isimleri "Sıkan ve genişleten, daraltan ve açan" anlamında birbirine zıt -öyle olduğu için de birbirini tamamlayan- iki isimdir. Ruhların verilip alınmasından, rızıkların dağıtılmasına kadar her alanda kabz ve bast hâlini müşahede edebiliriz. Bu dünyada kabz hâli de bast hâli de sınırsız ve sonsuz değildir. Her ikisi de gelip geçicidir. Asıl tehlike insanın maruz kaldığı böyle gelip geçici darlık günleri değil, aslında azabı hak etmiş olanların önüne dünya nimetlerinin yayılmasıdır. Zira Rabbimiz bu durumda olanlara verilen nimetlerin yalnızca azaplarını artırmak için verildiğini söylemektedir.(Âl-i İmrân,3/178) Hakk'ın katından olan hiçbir şey şer olmaz. Biz onu şer olarak görürüz. Zira kabz hâlinde hamdeden rızaya ulaşır, bu durumda da şer görünenin içinde gizlenen hayrı ortaya çıkarıp imtihanı geçmiş olur ki işte asıl başarı budur.