Hamnet ölümün odada, kapının orada bir yerde, gölgelerin içinde durduğunu, onlara bakmadığını ama yine de izlediğini, hep izlediğini hissediyor. Ölüm onları izliyor, zamanını bekliyor. Derisiz ayaklarıyla, nemli kül kokan nefesiyle süzülerek gelip Judith'i soğuk kollarıyla saracak ve Hamnet onu kurtarmak için hiçbir şey yapamayacak. Onu da götürmesi için ısrar etse mi acaba? Şimdiye dek hep yaptıkları gibi, birlikte mi gitmeliler?
Hamnet kendini bildi bileli hissettiği şeyi bir kez daha hissediyor: Judith onun yarısı, ikisi bir cevizin iki yarısı gibi birbirlerine bağlılar. O olmazsa Hamnet eksik kalır, yitip gider. Judith’in koparılıp alındığı yerdeki yara ölene kadar kapanmaz. Onsuz nasıl yaşar ki? Yaşayamaz. Kalbe ciğerler olmadan yaşamasını, ayı gökyüzünden koparıp alarak yıldızlara onun yerini almalarını söylemek, arpanın yağmursuz büyümesini beklemek gibi bir şey olur bu.