Hayat denilen, bu zaman kıskacında insan bir su misali akıp giden ömründe hatalar yapabiliyor. Hataların ardından kendi içinde yaşadığı hesaplaşma sonrasında ise vicdan azabı ile başbaşa kalıyor. Her aldığı nefes canını acıtıyor ve ruheti haliyesi artık içinden çıkılmaz bir paradoksa dönüşüyor. Zaman kavramı içinde yaşadığım medcezirler beni geçmiş ve gelecek arasında ip ince bir çizgi de yürümeye zorluyor ve bu da beni tüketiyor. Düşündükçe içine girip kaybolduğum dehlizler,de kabullenmişlik ve bedbaht bir insan olduğumu düşünerek bir nevi teselli ediyorum kendimi. Artık olmak ile olmamak arasında her geçen yok olmaktansa bir kere yok olmak en doğru karar gibi geliyor bana ve giderken dudağım da tek bir söz ; "Bir şeylerin anlamlı olduğu zamana geri dönmek istiyorum.."