Asalet ve analık
Şefkat ve merhamet.
Tevazu ve muhabbet.
Vefâ ve fedakârlık.
Ana...
Üç harfe sığıyordu bütün bunlar.
Ve daha nicesi...
Hangi lezzet daha tatlıydı ana kucağından? Ve hangi ana evladını dizinin dibinden ayırmak isterdi ki!
... Evlat, okumanın sınırı yoktur. Edebiyatın çeşidi de yoktur. Seversin sevmezsin ama okursun. Yalnız, unutma, önce insanı okumalısın! Kendini okuyamayan, insanı anlayamayan, kitapları hiç anlamaz. Kitapların seninle konuşmasını istersen evlat sen insanlarla konuş. Benimle konuştuğun gibi. Simitle, çayla konuştuğun gibi...
İnsanların konuştukları kelimelerin, söyledikleri sözlerin dışında da kullandıkları kelimeler, söyledikleri sözler vardır. Sizler eğer bildiğiniz dilin dışında anlamları olan bu dile, bu kelimelere aşina olursanız, sadece anlamayı değil tanımayı da halletmiş hâl ehli olursunuz. Buna irfan deriz...
Hayat mı?
Sonunda, mezardan ötesine bu dünyâya ait hiçbir şey götüremeyeceğimizi bildiğimiz hâlde beyhûde bir çaba ile uğruna birçok şeyi feda etmekten kaçınmadığımız; en üsttekiyle en alttakinin aynı seviyede bulunacağı bir son olduğunu bildiğimiz hâlde kendimizce her dâim mesafeler oluşturduğumuz süreçtir.
Ve hayat,
Bu dünyâya ait sadece ve sadece hayrla, güzellikle, iyilikle yâd edileceğimizi bildiğimiz işlerden gayrı başka hiçbir şeyin ölüm ötesinde bize yararı olmadığını bildiğimiz bir sona bizi götüren süreçtir.