Son senelerde akıbeti daha çok düşündüğüm için; “ Ya Rabbi akıllı, hafızalı, sağlıklı, ibadetli, izzetli, ikramlı bir hayat, son nefesimize kadar kendi hizmetimizi rahatlıkla tertemiz yapabilme gücü, beş vakit namazımızı erkanıyla kılabilmeyi ve kendi aldığım abdestle İman-ı kâmille göçmeyi nâsib eyle, çekmeden, çektirmeden, iğrenilecek, utanılacak, acınacak durumlara düşmeden Rasulullah’ın (Sallallahu aleyhi vesellem) Cemâl-i Şerifini göre göre, rahatlıkla Kelime-i Şahadet getire getire son nefesimi, iman-ı kâmille Medine’de teslim etmeyi nâsib eyle ya Rabbi” diye duâ ediyorum.
... Bir de “Her eve bir anne ama yedi mahalleye de bir doktor lazım, işte o doktor ben olayım “ dedim. Şeyh Galip’in hayatıma benzettiğim bir kıtası vardır. Babamdan duymuştum:
Tarz-ı selefe takaddüm ettim
Bir başka lisan tekellüm ettim
Gencinede resm-i nev gözettim
Ben açtım o genci ben tükettim.
Ben ilk mısrasını kendi hayatıma bakarak “tarz-ı selefe tehalüf ettim” şeklinde değiştirdim. Benim hayatım annemin, anneanneminki gibi olmadı, yani “ben açtım bu genci ben tükettim “. Bir daha kimse benim gibi olmayacak.
... Bir keresinde “ellerimi yıkama imkânım varsa kağıt peçete kullannam “ demişti. Gerçek ağaç bayramı bu olsa diye düşünürken “an ve agah olmak “ ete kemiğe bürünmüştü.