Ömrünün büyük bir kısmını bir hazine arayışına ve kutsallıklarına adayan. İnsan, zaman ve bilgi hazinelerini kaybetmekten olumsuz etkilenen, aciz ve ölümlü birinci mekan misafiri.
Farklı inançlarda Nirvana ya ulaşmak gibi değil midir Yunus Emre’nin tabiriyle yanmak ve pişmek? Ayrıca sonsuz bir sevdaya ulaşmakla da mümkün olmaz mı damardan enjekt edilen
kafiyelerin sırrı? Bilinenin ardında bilinmeyenler ve görünenin ardında görünmeyenlerin varlığını da öğrenebiliriz değil mi pişmekle, adanmakla ve hak etmekle? Aynı zamanda birçok kişinin anlamakta zorlandığı bir kişi haline getirmez mi bu durum seni?
Aydınlanan zihinlerden çıkar gizemli kelamlar ve hak etmeden olmaz değil mi bu durum? Ham meyvenin tadıyla kıyaslanır mı olgun olanın verdiği tat? Öncelikle ruhunda bir yangın gerekmiyor mu ve ruhundaki yangının izleriyle oluşmaz mı duyguların bam teline dokunan kelamlar?
Azimle beslenen hafızalarda kinayelerin istemsizce ortaya çıktığını da söyleyebilir miyiz? Düşünce arazisi verimsiz olmayan insanlarda kararlılığın, ilginin ve uğraşların boşa çıkmadığını düşünebiliriz belki de.
Edebiyatın semtinde gezenlerin alışkanlığı da diyebildiğimiz gibi bu duruma ebediyatın girdabına girenlerde de derin anlamlı sözcüklerin döküldüğüne şahit olabiliriz.
Merak ediliyorsa eğer duygular ve düşüncelerin bam teline dokunanların istiarelerdeki görkeminin sebebini, ihtiyaçları karşılanan bir ruh ve zihnin emektarlığı olduğunu söyleyebiliriz.