İnsan, bir şeyler biraz yoluna girdi derken hayat yine aynı acımasız çarkta dolaşıp bizi uçurumun kenarına itiyor. Oysa hayatın ince bir sınır çizgisi hiç olmadı sayın arkadaşlar, size en kötü olasılığı çarpıtıp cesaretin bittiyse atla da kurtulalım diyor. Vazgeçmemiz işine geliyor, çünkü sınayacak bir canı daha omuzlarından indirmiş oluyoruz. Eğer böyle bir süreçte sizinle dalga geçmeyi fazlasıyla seven bir zihniniz varsa teraziyi fark ettirmeden birdenbire sağa sola, iki uç noktaya yönlendirdiğini göreceksiniz. Bu durum o kadar yıpratıcı ve bunaltıcı oluyor ki insan bir yerden sonra kafayı sıyırmaya başlıyor. Sanırım bu yolda ben de elektrik devrelerimi tamamen yakmış durumdayım. Halim, sigortası her saat düşen devre gibi. Duygularım şiddetli bir yağmur, bazen kasvetli bir kış gecesi, bazen de sonbahar ayazı gibi hiç bitmeyecek bir geceye dönüşüyor. Sonra tüm bunlar da birleşip çıktı faturası oluyor. Artık harcadığım her nefes, her sözcük benim için anlamsızlıktan başka bir şey taşımıyor. Ruhum o denli ağır bir kasvet içinde boğuluyor ki bedenim sadece yürüyen bir hayalet misali ortalıklarda dolaşıyor. Yaşamaya, hissetmeye, konuşmaya hatta yazmaya bile kayıtsızım. Sanırım bunların hiçbirini hiçbir zaman zaten istememiştik. Şiddetli fırtına yaprağı savurdukça savurdu, her şeyi aşıp karanlıklarla konuşmayı ummuştu, oysa fırtınanın yıkıcı gerçekliğiyle konuşmak anlamsızmış. Yıkılmaz denilen duvardan geriye tek bir parça dahi kalmamış. Uçurumun serin rüzgarına kapılmışız, sözcüklerin dile getiremediği duyguları dile getirerek. Sonuçsa daha derin bir karanlık... Oysa ses boşlukta yankı yapmazdı bayım!