Dark Ink

Dark Ink
@Karanlik_murekkep
Ji bo ez bikaribim li ser hizirînê bihizirim, ez hizir dikim.
Şirnex, 9 Ağustos
39 okur puanı
Aralık 2025 tarihinde katıldı
Neredeyse üç aydır hiç konuşmadan, tanışmadan yan yana çalıştığım biri vardı. Nasıl desem, hani bazen insan konuşmadan birinin sessizliğinden bir derinlik çıkarır ya da belki de biz insanlara kendimizde bulduklarımızı onlara atfederek anlam yüklüyoruzdur, bilemiyorum. Fakat bu sefer bizimki karşılıklı bir anlam atfetme gibiydi. Geçenlerde bana küçük bir jest yapıp masama özenle seçtiği belli olan bir çikolata koymuştu. Bunu yaptıktan sonra birkaç gün boyunca onu hiç göremedim. Tabii benim de çok içimde kalmıştı, ne teşekkür edebilmiştim ne de kendisine karşılık verebilmiştim. Sonraki gün geldi, birkaç dakika konuşma fırsatımız oldu. Çok naifçe düşünmüştü, küçük bir şey olmasına rağmen mutlu olmuştum. Ben de son günümde gitmeden önce ona bir kitap hediye etmek istedim. Lakin biriyle doğru dürüst bir konuşmanız bile olmadan böyle bir şeye kalkışmak doğru muydu, yanlış algılamalar çıkar mı diye çok düşündüm. Sonra da birinin ruhuna küçük de olsa bir iz bırakmaktan güzeli mi var diye düşünüp vermeye karar verdim. Tabii bunu ruha dokunan bir yazıyla taçlandırmasaydık olmazdı. :)) Çıkışta eve giderken verdim, çok mutlu oldu. Açıkçası bir daha hem karşılaşmayacağımızı düşündüğüm için hem de gerçekten içimden çok geçtiği için vermek istedim. Birkaç gün geçti sonra baktım mesaj atmış (numaramı büyük ihtimalle gruptan almış, bu sayede konuşma fırsatımız oldu.) Kitabın arasına koyduğum yazıyı sonradan fark edip okumuştu, birkaç gündür beni arıyormuş... Üç aydır yan yana olup da konuşmaya çekindiğim insanla şimdi de birkaç hafta sonra bir yerlerde oturup tanışmak için sözleştik. Bunu anlatmak istememin sebebi arkadaşlar, birilerinin ruhuna dokunmanın küçük şeylerle ne kadar basit olduğunu anlatmaktı. Bazen insanlar karşılıklı bir çekingenlik içinde oluyor ama bu belli bir
Duygu ve Düşünce
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hepimiz yapay zekayı günlük hayatımızda kullanıyoruz. İş hayatında, merak ettiğimiz araştırmalarda, sorgulamalarda, hatta kimileri de sadece sohbet etmek için kullanıyor. Yapılan araştırmalar yapay zekayı kullanan insanların beyinsel işlev yükünü boşaltmaları sonucu zeka kullanımlarını düşürdüğünü gösteriyor. Yani kısa yoldan ulaştığımız verilerle aslında borçlanıyoruz, hem de kendimize... Yapay zekanın düşünme kapasitesi hiç olmadı, olamaz da. Tek yaptığı şey kodlamaları sayesinde tüm verileri birleştirip önümüze koymasıdır. Bu verileri de yine insanlar topluyor. Yapay zekanın en tehlikeli yanlarından biri de bir konuda bir şey bilmese dahi yine de bir bilgisinin olduğunu bizlere dayatmasıdır. İnsan belli bir yerden sonra verilen veri gerçekten doğru mu diye düşünmeden edemiyor. Düşününce yapay bir zekanın zeki olmasını nasıl bekleyebiliriz? Zekamızın karmaşıklığını, farklı kısımlarındaki loblarını dahi çözümleyememişken yapay bir zekanın düşünmesini düşlemek uç bir nokta gibi geliyor. Üstelik bu verilere erişsek bile sisteme aktarabilmek mevcut verilerle mümkün gözükmüyor. Belli bir yerden sonra yapay zekanın insan yazılarının yerini tutacağını söylemek bence en büyük yanılgılardan biri olsa gerek. Yazmak çok zor bir süreçtir; deneyim, gözlem, en önemlisi de duygunun olması gerekiyor. Bu noktada yapay zekanın sözde kusursuzluğu en büyük kusurdur çünkü insan yazma biçimi ve kusurlarıyla özgündür. Edebi bir yazı için de derinlik ve hissiyat gerekiyor, yapay zekanın en sığ olduğu konulardan biri de bu çünkü bizlerin verilerini toplayıp olması gerekeni değil, olmasını istediğimiz düşünceyi önümüze koyuyor. Yani anlayacağınız duyguyu ve düşünceyi çok iyi kopyalıyor. Sonuç olarak yapay zekanın insanların yerini tutacağını söylemek hâlâ oldukça zor görünüyor.
Duygu ve Düşünce
Burası gittikçe sessizleşiyor oysa önceden sessizliğin bile bir sesi vardı.
1000Kitap
Bazen doğrunun ne olduğunu idrak etmekte güçlük çekiyorum. Doğruyu doğru olduğu için mi kabul ediyorum ya da doğru olduğunu düşündüğüm için mi doğru olmasını istiyorum? Şayet sadece doğru olduğunu düşündüğüm için yapıyorsam eğer ya benim doğru sandığım aslında doğru değilse, sadece kendimi tatmin etmek için oluşturduğum bir olguysa? İnsan içten karşılık beklemeden yaptığı bir iyiliği yapınca bile bu kadar büyük bir çelişki ve belirsizlik içinde olmamalı. Yapılan iyilikte yanlış anlaşılma kaygısı taşımak iyiliği farklı bir boyuta taşıyor. Doğru, içinde eğriyi taşımadan doğruysa eğriyi nasıl olur da tamamen doğrudan ayırabiliriz? Eğri eğri olduğu için eğri değildir. Eğri, doğruyu yansıtmadığı için eğri sıfatında konumlandırılır. Oysa bu durum kaosun düzenden tamamen ayrı olduğunu söylemek kadar saçmadır. Her düzende bir kaos, her kaosta ister istemez bir düzen oluşur. Eğride de doğruda da durum böyle işler. Eğri olmak için doğru, doğru olmak için eğri bilgisi gerek. Aynı şekilde iyiliğin iyi olduğu için yapmamız gerektiğini söyleyenlere ne demeli? İyilik iyi olduğu için yapılmaz, öyle olursa bu yapılması gerekilen bir görev olarak görülür oysa iyilik tamamen içten vicdani bir amaçla yapılınca iyi oluyor. Kötü insanların açısından olayı düşündüğümüzde acaba gerçekten kötülük yapmak istedikleri için mi bu yola başvuruyorlar, yoksa buna itildikleri için mi kötülüğe yöneliyorlar? Kötülüğü geniş bir bakış açısıyla, belli bir prensiple anlatmaya çalışmak zor duruyor. Bu yüzden önce ilk defa kötülük yapan birini düşünelim, böyle bir insan gerçekten kötülük yapmak istediği için mi kötülük yapar? Hayır aksine bilmediği ve toplum tarafından da hor görülen normları neden çiğnesin ki? Demek ki insan önce suça maruz bırakılıyor. Fakat bu yine de bireysel sorumluluklarımızı ve
Duygu ve Düşünce
İnsan, bir şeyler biraz yoluna girdi derken hayat yine aynı acımasız çarkta dolaşıp bizi uçurumun kenarına itiyor. Oysa hayatın ince bir sınır çizgisi hiç olmadı sayın arkadaşlar, size en kötü olasılığı çarpıtıp cesaretin bittiyse atla da kurtulalım diyor. Vazgeçmemiz işine geliyor, çünkü sınayacak bir canı daha omuzlarından indirmiş oluyoruz. Eğer böyle bir süreçte sizinle dalga geçmeyi fazlasıyla seven bir zihniniz varsa teraziyi fark ettirmeden birdenbire sağa sola, iki uç noktaya yönlendirdiğini göreceksiniz. Bu durum o kadar yıpratıcı ve bunaltıcı oluyor ki insan bir yerden sonra kafayı sıyırmaya başlıyor. Sanırım bu yolda ben de elektrik devrelerimi tamamen yakmış durumdayım. Halim, sigortası her saat düşen devre gibi. Duygularım şiddetli bir yağmur, bazen kasvetli bir kış gecesi, bazen de sonbahar ayazı gibi hiç bitmeyecek bir geceye dönüşüyor. Sonra tüm bunlar da birleşip çıktı faturası oluyor. Artık harcadığım her nefes, her sözcük benim için anlamsızlıktan başka bir şey taşımıyor. Ruhum o denli ağır bir kasvet içinde boğuluyor ki bedenim sadece yürüyen bir hayalet misali ortalıklarda dolaşıyor. Yaşamaya, hissetmeye, konuşmaya hatta yazmaya bile kayıtsızım. Sanırım bunların hiçbirini hiçbir zaman zaten istememiştik. Şiddetli fırtına yaprağı savurdukça savurdu, her şeyi aşıp karanlıklarla konuşmayı ummuştu, oysa fırtınanın yıkıcı gerçekliğiyle konuşmak anlamsızmış. Yıkılmaz denilen duvardan geriye tek bir parça dahi kalmamış. Uçurumun serin rüzgarına kapılmışız, sözcüklerin dile getiremediği duyguları dile getirerek. Sonuçsa daha derin bir karanlık... Oysa ses boşlukta yankı yapmazdı bayım!
Duygu ve Düşünce