"Güzelsiniz ama boşsunuz. Sizin için canını verecek kimseyi bulamazsınız. Belki oradan geçen başka birisi de benim gülümün size benzediğini zanneder. Oysa o tek başına hepinizden daha önemli bir gül. Çünkü onu ben suladım, bir fanusa koydum, bir paravanla korudum. Onu tırtıllarından kurtardım. (Birkaç tanesini kelebek olsun diye bıraktım.) Yakındığında, sıkıldığında hatta ve hatta sustuğun-da bile onu dinleyen ben oldum. Çünkü o benim gülüm."
Ama sen beni evcilleştirirsen hayatıma bir güneş doğacak. Bir kişinin ayak sesleri benim için diğerlerinden farklı olacak. Diğer ayak seslerini duyunca inime kaçtığım hâlde, senin ayak sesini duyduğumda bu bana bir müzik sesi gibi gelecek ve saklandığım yerden çıkacağım.
"Artık herkesin unuttuğu bir gelenek. Bağlanmak demek."
"Bağlanmak mı?"
"Tabii. Bak şimdi, sen benim için yüz binlerce çocuktan birisin. Ne senin bana ihtiyacın var ne de benim sana. Ben de senin için yüz binlerce tilkiden biriyim. Ama sen beni evcilleştirirsen, ikimiz de birbirimize ihtiyaç duyarız. Sen benim için eşsiz birine dönüşürsün, ben de senin için."
"Anladım galiba. Bir çiçek vardı. Galiba o beni evcilleştirmişti."
"Olabilir." dedi tilki. "Bu dünyada her şey mümkün."
Bir gül bahçesine gelmişti. Küçük Prens açmış güllere şöyle bir baktı. Hepsi de kendi çiçeğine benziyordu.
Şaşkınlıkla, "Kimsiniz?" diye sordu.
"Gülüz biz." dedi güller.
"Hımm..." dedi Küçük Prens... Ve kendini çok mutsuz hissetti. Çiçeği ona tüm evrende bir eşinin daha bulunma-dığını söylemişti. Oysa bu bahçede birbirinin eşi beş bin tane gül vardı!
"Peki nerede bu insanlar? Kendini çölde çok yalnız hissediyor insan." diye yeniden söze girdi.
"Ben kendimi insanların arasında da yalnız hissediyorum.