"Havalar çok dengesiz, yolculuk çok uzun, neyle yolculuk edeceğiniz belirsiz, karman çorman bir ülke ve sizin için bile güvenli sayılmayacak bir şehir..."
Toprakları kederden başka mahsul vermeyen, harap bir ülke uzanıyordu göz alabildiğine. Her bir yeşil yaprak, her bir ot ve tahıl tanesi, en az ülkenin sefil insanları kadar âciz ve kurumuştu. Her şey boynunu bükmüştü; mahzun, örselenmiş ve kırık döküktü. Haneler, çitler, evcil hayvanlar, erkekler, kadınlar, çocuklar ve onlara can veren toprak; hepsi tükenmişti.
Şu kukuletayı takan ben, hayatta kalmanın ne zor olduğunu gayet iyi bili-yorum. Peki ya sen, şu kukuletayı takan benim, senin canını ne denli kolay alabileceğimi biliyor musun?"