“Zevklerin, sevinçlerin uzak dursun bizden, bütün zenginlikleri vahşîce elinde ya da kafanda toplaman, kardeşinden daha üstün olma hırsın, anlamsız işlerin, türlü marifetlerin, ne idüğü belirsiz göz boyamaların, meraklı düşüncen, hiçbir şey bilmeyen bilgin bizden uzak dursun. Senin bile uykularını kaçıran, döşeğinde rahatını bozan bütün çılgınlıkları uzak dursun. Bizim bunların hiçbirine gereksinmemiz yok, yeter bize tanrının bol bol sunduğu soylu güzel mutluluklar. Işığının gözümüzü kamaştırıp bizi yenilgiye sürüklemek yerine yolumuzu aydınlatması için yardımcı olsun bize. Onun dışında ilerlememiz, o ışığının bize kavraması için yardım etsin. Bu ışık birbirimizi sevmemizdir, yürekten selam diye bilmemizdir.”
Ne derseniz deyin, Tanrının pek bir şey kalmamış, insanlar her şeyini almışlar ve kendi “benim”leri, “senin”leri haline getirmişler. Birileri çıkıp daha fazla istediği için, tanrı, güneşini bile herkese eşit dağıtamıyor. Birçokları gölgede küskün ışınları yakalamaya çalışırken, pek azı güzel ve büyük güneşli alanlarda oturuyor.