“Hem ayrıca,” diye masumane bir edayla lafa karıştı Simmon, “seninle olma fırsatını kaçırırsa günlerce surat asar. Onu burada bırakıp gitmen hiç işimize gelmez.”
Onları ekmenin kibar bir yolunu bulmak için kafa patlatmaya başladım.
“Bakıyorum da Kvothe’yi yanımızda istediğimizi sanıyorsun,” dedi Wilem hiç bozuntuya vermeden. “Oysa ki onu alıp götürürsen bize iyilik etmiş olursun.”
O masamıza yaklaşırken üçümüz de ayağa kalktık. “Seni burada bulabilmeyi umuyordum,” dedi.
Hafifçe eğilerek selam verdim. “Ben de bulunmayı umuyordum."
Olduğum yerde kaldım. “O kadar kolay değil.”
“Zaten senin hiçbir şeyin kolay değil,” diye homurdandı Wilem.
“Elbette ki kolay,” diyerek güldü Simmon. “Bize söylediklerini git ona da söyle.”