Alp

Elini tutmak istiyordum. Parmak uçlarımla yanağına dokunmak istiyordum. Ona üç yıldır gördüğüm tek güzel şey olduğunu, elinin tersiyle ağzını kapatarak esnemesinin nefesimi kestiğini, telaffuz ettiği sözcüklerin bazen o hoş sesinde anlamlarını yitirdiğini, yanımda olduğu müddetçe başıma hiçbir kötü şeyin gelmeyeceği gibi bir hisse kapıldığımı söylemek istiyordum.
Sayfa 248·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Kız pantolon ve gömlekle seyahate uygun şekilde giyinmişti ve henüz böyle bir kıyafetin üzerinde uygunsuz durmayacağı kadar gençti. Öyle bir duruşu vardı ki bir yaş daha büyük olsa bana bir hanımefendi gibi görünürdü. Ama Reta ile konuşurken, tavırları ölçülü bir zarafet ile çocuksu bir coşku arasında gidip geliyordu. Koyu renkli uzun saçlara sahipti ve.. Güzeldi, işte o kadar. Bu kadar güzel bir şey görmeyeli uzun zaman olmuştu.
Sayfa 240·Kitabı okudu
Oğlan uzar ama kız büyür.
Sayfa 240·Kitabı okudu
Niye? Çünkü gurur tuhaf bir şeydir ve cömertliğe cömertlikle karşılık verilmelidir. Fakat öyle yapmamın asıl sebebi bunun bana doğru bir davranış gibi gelmesiydi ve bundan iyi bir sebep düşünülemezdi.
Sayfa 239·Kitabı okudu
Adam cevap vereceğine sandalyesinden kalktı ve gözleriyle rafları taramaya başladı. “Ayaklarına bakarak bir insan hakkında pek çok şey öğrenebilirsin,” diye mırıldandı. “Bazıları buraya tertemiz ve boyalı pabuçlarla, pudralanmış çoraplarla güle oynaya gelirler. Ama pabuçlarını çıkardıklarında ayakları bir felakettir. Bunlar başkalarından bir şeyler gizleyen insanlardır. Tıpkı ayakları gibi kötü kokan sırları vardır ve onları saklamaya uğraşırlar.” Dönüp bana baktı. “Ama hiç işe yaramaz. Ayak kokusundan kurtulmanın tek yolu onları arada bir havalandırmaktır. Aynı şey sırlar için de geçerlidir. Tabii yanılıyor olabilirim de. Ben sadece ayakkabılardan anlarım.” Çalışma tezgâhının üstünü karıştırmaya başladı. “Bazen saraylı delikanlılar çıkagelirler. Yüzlerini yelpazeleyerek başlarına gelenlerden yakınıp dururlar. Ama ayakları pespembe ve yumuşacıktır. Zorlu yollardan geçmediklerini, hiç canlarının yanmadığını hemen anlarsın.” Nihayet aradığını buldu ve bana o an giydiklerime benzer bir çift ayakkabı gösterdi. “Al bakalım. Bunlar senin yaşlarındayken Jacob’uma aitti.” Sandalyesine oturup ayağımdakilerin bağcıklarını çözdü. “Senin,” diye devam etti sözlerine, “bu kadar genç bir oğlan için çok yaşlı tabanların var. Yara izleriyle ve nasırlarla dolular. Senin yaşındaki bir çocuk bu ayaklara ancak bir yolla sahip olabilir.”
Sayfa 239·Kitabı okudu