...her gün biraz daha birbirinden uzaklaşan yalnız başına kalan insanları beraberce aynı şeyleri hissettirmeye yönelten tek araç tiyatrodur. Günlük hayatlarında, yarınlara pek güvenle bakmayan, "ayaklarının altındaki zeminin kaydığını" hisseden bu tek başlarına kalmış insancıkları bir çatı altında birleştirip onlara aynı anda birlikte düşünmelerini sağlayan yalansız bir aynadır tiyatro.
Türkiye özellikle, tiyatronun yoğun olduğu büyük kentlerimizde sahne-seyirci ilişkisi yapmacıktır, yüzeydedir; seyirci, cicilerini giyip çevresine mekanik gülücükler göndererek kırmızı perdenin ardından çıkmasını umudettiği yaylı palyaço kafasını uslu uslu bekleyen, perde açıldıktan sonra da yalnızca "seyrettiği" bir oyuna nöbetçilik etmek durumuyla karşı karşıya bırakılan bir insan topluluğudur bugün..
Bugünün kuşakları, önceki kuşaklardan daha özgür düşünüyorlar, daha bilinçliler; onun için, daha da rahat hareket ediyorlar. Çevrelerinde kendileri kadar özgür hareket edecek insanları istiyorlar. Kendilerinin yarınlarında özgür ve insanca yaşamalarının başka insanların da aynı özgürlüğe sahip olmalarıyle gerçekleşeceğini biliyorlar ve insanlığı köle durumuna getirmiş köhne, yozlaşmış kurumlara başkaldırıyorlar.