.. toplumdan kaçma isteğini hayatının belli bir anında her insan duymuştur, ama her şeyi kendisi yapmak zorunda kalacağı bir yalnızlık yaşamının nemene çaba gerektireceğini hayalinde canlandırmak o kaçma dürtüsünü bastırmaya yetmiştir.
Bazı sesbilimsel ve anlambilimsel işlemlerden yararlanarak, bugünün ölmüş, ruhsuzlaşmış sözcüğünde bir zamanlar içerdiği canlı, titreşimli, enerjik anlamı diriltmek onun kökenini keşfetmek denen şeydir.
Doğduğumuzdan başlayarak, herkesin söylediğini duymamızla, yani onu, dil denen şeyi algılamamızla bize dili zorla benimsetirler, öğretirler. Ama sözcükler ve sözdizimsel kalıplar her zaman anlamlar, fikirler, kanılar taşıdıklarından, insanların söyledikleri aynı zamanda insanların sahip olduğu bir kanılar, bir "kamuoyları" dizgesidir; böylelikle kamuoyu denen o muazzam bütün bizim içimize sızar, siner, neredeyse içimizi doldurur, aynı zamanda hiç durmadan dışarıdan baskı da yapmaktadır.