onlar ne sağcı ne solcu, ne ülkücü ne sanatçı, ne de..., ne de. yanlışlıkla bir şey olmuşlar. ayaklarının kokusunda bile bu şey var. sıradanlık, ödleklik, kötülük mayasıyla doldurulmuş topluluklar. onlar için komik bir duyguyu ifade etmek bile çok zor. önlerinde ne varsa onunla savaşıyorlar. seçmiyorlar, düşünmüyorlar, elemiyorlar, sevmiyorlar, görmüyorlar. sadece yalan ve yavan olanı estetize ediyorlar. temkinli hayaller kuruyorlar. buna gerçekçilik ismini takmışlar. ama rengi bozuk bir sürahi kadar gerçekler. varlığı dışında hiçbir anlam taşımayan boş vitrin sürahileri..
"Onu yalnızca dokunarak, yalnızca koklayarak bile tanırdım; kör olsam bile nefeslerinden, ayaklarının yere vuruşundan tanırdım. Ölmüş olsam bile, dünyanın sonu gelmiş olsa bile tanırdım onu"
Akhilleus’un şarkısı
ölüm oruçları devam ediyor
ölüm oruçları devam edecek
birileri ölene
diğerleri sakat kalana dek
doğal bir sonmuş gibi
sanki kötü birer kumarbazmışlar
sanki kötü çocukların oynadığı kötü oyunlarmış gibi bu