Sosyal medya çağında bir kişinin değeri, çoğu zaman takipçi sayısı ve etkileşimleriyle ölçülürmüş gibi bir algı oluştu. “Ben az kişiyi takip ediyorum, beni daha çok kişi takip ediyor” düşüncesi, modern insanın sosyal medyada kendini konumlandırma biçiminin çarpıcı bir örneğidir. İlk bakışta bu durum, bir özgürlük ve seçicilik göstergesi gibi görünür: kişi, rastgele herkesi takip etmeyerek kendi seçiciliğini ve özerkliğini vurgular. Ancak bu psikoloji, daha derinlerde, görünür onay ve değer arayışının ince bir tezahürüdür.
Bu düşünce biçimi, insanın kendini sayılarla ölçme eğiliminin modern bir versiyonudur. Az takip edilen kişi, bu durumu bir eksiklik olarak görmeyebilir; fakat çok takip edilen kişi, çoğu zaman bu durumu kendi sosyal değerinin bir kanıtı olarak algılar. Takipçi sayısı, bir nevi dijital aynadaki yansıma gibidir; insanlar, aynadaki görüntüyü gerçek değerle karıştırabilir. Oysa gerçek değer, takipçi sayısında değil, ilişkilerin derinliğinde, samimiyet ve güvenin kurulduğu bağlarda gizlidir.
Bir diğer boyut, bu psikolojinin egoya sağladığı tatmindir. Az kişiyi takip eden kişi, seçici ve ayrıcalıklı hisseder; çok kişi tarafından takip edilen kişi ise görünmez bir onay arayışına girer. Sosyal medya, bu şekilde hem içsel tatmini hem de dışsal değerlendirmeyi tek bir platformda sunar; fakat her iki tatmin de geçici ve yüzeyseldir. Zira dijital dünyada değer, rakamlarla ölçülürken ruhun derinliği çoğu zaman göz ardı edilir.
“Ben az kişiyi takip ediyorum, beni daha çok kişi takip ediyor” psikolojisi, modern insanın görünür değer ve onay arayışının bir yansımasıdır. Sosyal medya, gerçek insan ilişkilerinin yerini asla tutamaz; ruhun değeri, sayıların ve beğenilerin ötesinde, derin ve samimi bağlarda belirir. Takipçi fazlalığı ya da azlığı, bir sosyal medya