Tehafütül Felasife denince çoğu kişinin aklına felsefeye karşı yazılmış sert bir reddiye geliyor. Gazali’nin derdi filozofların düşünmesini engellemek değil, özellikle metafizik konularda ortaya koydukları bazı hükümlerin ne kadar sağlam temellere dayandığını sorgulamak. Yer yer oldukça sert eleştiriler getiriyor ama bunu karşısındakini anlamadan yapmıyor.
Eser boyunca hissedilen şey, akıl çok kıymetli bir imkan fakat her meselenin nihai hakemi olmayabilir. Gazali’nin itirazları da tam bu noktada yoğunlaşıyor. Filozofların bazı konularda ihtimal olarak söylenebilecek şeyleri kesin bilgi gibi sunmalarını problemli buluyor. Bu yüzden kitap sadece filozoflarla yapılan bir hesaplaşma değil, aynı zamanda bilginin sınırları üzerine yürütülen bir tartışma niteliği taşıyor. Bugün okunduğunda bazı başlıklar tarihi bir tartışma gibi görünse de arka plandaki mesele canlılığını koruyor. İnsan her şeyi aklıyla çözebilir mi, yoksa aklın ötesinde başka bilgi alanları da var mıdır? Tehafütün asıl ağırlığı da burada ortaya çıkıyor. Gazali, cevap vermekten çok okuyucuyu bu sorular üzerinde yeniden düşünmeye zorluyor.
Bu yönüyle eser, yalnızca İslam düşünce tarihinin önemli metinlerinden biri değil, aynı zamanda düşüncenin kendi sınırlarıyla yüzleştiği metinlerden biri olarak da okunabilir. Belki de bu yüzden, üzerinden asırlar geçmiş olmasına rağmen hala konuşuluyor.