"Korkuyorum," dedi Max.
"Neden?"
"Bir gün gelip de sana 'hatırlıyor musun' dediğimde, hatırlamamandan korkuyorum. Ve günün birinde... günün birinde beni ne kadar sevdiğini unutmandan korkuyorum."
"Max..." Büyükbabanın güven veren eli, Max'ın küçük omzunu sardı. Hafif bir baskı vardı."Korkma Max. Korkmana gerek yok evlat." Diğer eliyle gökyüzünü, ormanın üstünde asılı duran puslu Ay'ı gösterdi. "Ay'ı her zaman göremezsin ama hep orada olduğunu bilirsin. Öyle değil mi?"
Ve sen, yazlar yazları, yıllar yılları kovaladığı sırada her şeyi anlatıp dururken, senin o gencecik küçük ellerin, büyükbabanın kocaman yaşlı ellerinin içindedir. Sustuğunda, gözlerin bu lekeli ellerin üzerindeki damarları ve eklemleri inceler; çünkü o eller, yazlar yazları, yıllar yılları kovalarken, senin üzerine titreyen, seni koruyup teselli eden ellerdir.
Dünyada büyülü yerler vardır ve çocuklar bunu bilir. Hatta bazı yetişkinler bile bilir. Biz insanların, düşünce ve hislerinin ta derinlerine güç salan, sihirle dolu yerlerdir bunlar.
Uzun zaman önce, özlem duygumuzun nerede olduğunu arayan insanlar, bir ara bunu bulduklarını sandılar. Hasret, dediler, kalbimizde yaşar. Ama Max, bunu çok daha iyi biliyordu: Vücudu milyarlarca hücreden oluşuyordu ve bu hücrelerin her biri canını yaktığına göre, bu bir tek şu anlama gelebilirdi: Hasret, içinde her yeri sarmıştı.