"Çocuğa, tuhaf bir ihtiyar olduğumu söyledim". dedi. "Şimdi kanıtlamamın zamanı."
Kanıtladığı binlerce seferin hiçbir anlamı yoktu. Şimdi tekrar kanıtlıyordu.
"Dikkatle misinanın ağırlığını sol koluna geçirip diz çökerek elini okyanusta yıkadı ve kayık ilerlerken kanının bıraktığı izi, eline çarpan suyun düzenli hareketini izleyerek bir dakikadan uzun süre elini suyun içinde tuttu."
"Sabahleyin dinç olmak için artık yatmalısın. Boşları ben götürürüm Teras'a."
"O vakit iyi geceler. Sabah seni uyandırırım."
"Sen benim çalar saatimsin" dedi çocuk.
Yaşlı adam, "Yaşlılık benim çalar saatim" dedi. "ihtiyarlar neden o kadar erken uyanır ki? Bir uzun gün daha yaşamak için mi?"
Çocuk, "Bilmem" dedi. "Tek bildiğim çocuklar uzun ve ağır uyur."
Çocuk, "Yiyecek neyin var?" diye sordu.
"Bir tencere balıklı sarı pilavım var. Ister misin?"
"Hayır. Evde yerim. Ateşi yakmamı ister misin?"
"Hayır. Sonra yakarım. Ya da pilavı soğuk yerim."
"Serpmeyi alabilir miyim?"
"Elbette."
Serpme falan yoktu ve çocuk sattıklarını hatırlıyordu. Yine de her gün bu uydurmacayı tekrarliyorlardı. Bir tencere balıklı sarı pilav yoktu ve çocuk bunu da biliyordu.
-Gerçekten hatırlayabiliyor musun, yoksa ben mi anlattım ?
-Birlikte ilk balığa çıktığımız günden beri her şeyi hatırlıyorum.
Yaşlı adam güneş yanığı, tereddütsüz sevgi dolu gözlerle ona baktı.