"Pekâlâ, söyle bir sey. Sabah kalkıyorsun televizyon sey- rediyorsun, arabana biniyorsun, radyo dinliyorsun. Önem: siz isine ya da önemsiz okuluna gidiyorsun ama bunları an: haberlerde duyamazsın. Bil bakalım neden. Çüinkii biçbir $e) olmuyor. Gazeteyi okuyorsun, seviyorsan kitap okuyorsun, o da izlemekle aynı şey ama daha sikıcı. Bütün gece televizyor seyrediyorsun, belki dışarı çıkıyorsun, sinemada film izlemek için. Belki bir telefon gelince arkadaşlarına ne izlediğini anlatı- yorsun. Peki ama bu insanlar Marlin," başını sallayarak adamı konuşmaya davet etti, "ne izliyorlardı sence?" Sıkıntılı bir sessizlikten sonra Marlin bosluğu doldurdu "Sen söyle Kevin."
"Benim gibi insanları." Arkasına yaslanıp kollarını kavus-
turdu. Marlin bu çekimden memnuniyet duymuş olmalyd1. Gös- teriye şu noktada son verecek değildi. Kevin hizinı almışti, yeni başlıyormuş gibi bir hali vardı.
"Ama insanlar katillerden başka şeyleri de seyrediyorlar," diye kışkırt Marlin.
"Sacmalık," dedi Kevin. "Bir şeylerin olduğunu görmek istiyorlar, bunu inceledim: Bir şeylerin olması demek, kötü bir şey demek. Dünya ikiye ayrılıyor bana göre: izleyenler, izlenenler. Izleyicilerin sayısı giderek artarken, görecek şey sayısı azalıyor. Bir şey yapan insanların soyu tükeniyor resmen."
Artık yüzü üç boyutlu değildi, kartpostal gibi bir tarafi resim, bir taraf da temiz, beyaz kâğıttı. Sağdan profilini yakalayabilirdim, bir an için neșeli çocuğum değişmemiş olurdu, ama bu görünti sol taraf görünür görünmez silinip gidiyordu.
"Hiç bizimle gelmesini istemiyorsun öyle değil mi? Hep eski güzel günler gibi kendi başımıza kaçıp gitmemiz için ont başından atmayı, birine birakmayı istiyorsun."
*Ben böyle bir șey dediğimi hatırlamıyorum," dedim buz gibi bir sesle
*Söylemene gerek yok. Ne zaman Kevin'n da katilabileceği bir șey yapmayı teklif etsem hayal krıklığına uğradığın yüzünden okuyabiliyorum."