Erva Beyruť'taki gençlerin yaşantısına çok şaşırmıștı.Ona göre Amerika' daki hayat daha sadeydi. Beyrut'un kızları son derece zarif ve güzeldi, Ünlu moda dergilerinden firlamış gibiydiler. Erva bu durumdan çok rahatsız olmuştu. Bu kızlara ayak uyduramayan basit bir kız olarak görmüştü kendini. Kıyafetinin basitliği ve at kuyruğu ile geçiștirdiği saçından utanmışt. Çoğunlukla Fransızca konuşuyorlardi ki bu da çok ilginçti. Erva'nın anlamadığını fark ettiklerinde şöyle diyerek özür diliyorlardı: "Pardon matmazel, kusura bakma. Sadece İngilizce bildiğini unutmușuz
Eksiklerini tamamlaması için ona yardım etmeye çaliştım. Avnî sabırsızdı. Yeni yeni farkına varyorum, Avni aslında tembel olduğu için değil öğrenme güçlüğü çektiği için böyleymiş. O zaman bilmiyorduk. Çünkü ögrencilere sadece iki etiket yapıştırılyordu: Ya tembelsin ya da zekisin.
Erva salondan çIkarken öfkeden deliye dönmüşti.
Doğrusu bundan õnce Filistin etrafinda dönen tartışmaları pek de önemsememiști. Çoğu kez bunların sıkıcı tartışmalar olduğunu düșünürdů. Kișisel olarak
düșünmemiști hiç. Bu konuyu düşünmeye ve ciddiye almaya gerek yok sanıyordu.
Ne de olsa kendisini Amerika'da doğup büyüyen bir Amerikalı olarak görüyordu. Șimdi ise durum farklıydı,
Anneannesinin tutkulu kararlı ve sağlam durușu onda bir șeyleri harekete geçirmiști. İlk defa köklerine karșı bağlılık hissediyordu. Bunlar doğduğu yerin çok da
onemli olmadiğını gösteren çok kuvvetli uygulardı. Hatta neredeyse anneannesine bağıran birine karşılık vererek tartışmaya dahil olacaktı. 0 kişi ne demiști:
"Bana bak zavallı yaşlı kadın! Beni iyi dinle șimdi! Filistin diye bir yer yok! Çölüne dön! Geldiğin yere geri dön